Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi: Noter, Şerh ve Cebri Tescil
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, halk arasında sıkça karıştırılan ama hukuki sonuçları birbirinden çok farklı bir belgedir. Kısaca tanımlamak gerekirse: tapuda devrin hemen gerçekleşemediği durumlarda, satıcının ileride devir yapacağını noterde taahhüt ettiği bir ön sözleşmedir. Yasal dayanağı Türk Borçlar Kanunu'nun 237. maddesi, Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89. maddeleri ile Türk Medeni Kanunu'nun 706. maddesidir. Bu üç madde bir arada okunduğunda şu tablo çıkar: taşınmaz satışına ilişkin her ön taahhüt, noterde düzenleme biçiminde yapılmak zorundadır; aksi hâlde geçersizdir.
Peki neden böyle bir sözleşmeye ihtiyaç duyulur? Banka kredisi henüz onaylanmamıştır, taşınmaz üzerindeki ipotek çözülmemiştir, miras intikali mahkemede sürüyor ya da kat irtifakı henüz kurulmamıştır; ama alıcı da o evi kaçırmak istemez. İşte bu köprü ihtiyacını karşılamak için satış vaadi devreye girer. Ancak bu köprünün sağlam kurulması, yani noterde düzenlenmesi ve tapuya şerh edilmesi, sonraki her adımın güvencesidir. Noterin masasına oturmadan imzaladığınız herhangi bir "protokol" veya "kaparo makbuzu" hukuki anlamda satış vaadi değildir; olsa olsa genel hükümler çerçevesinde bir cayma-tazminat tartışmasının konusu olabilir.
Vaka: Kredisi İki Ay Sonra Çıkacak Bir Alıcının Kurtuluşu

Mehmet Yılmaz, İstanbul Bağcılar'da beğendiği üç odalı daireyi defalarca gezmiş, fiyatı üzerine aylarca düşünmüş ve sonunda karar vermişti: bu daire onun olacaktı. (İsimler temsilidir.) Bankayla kredi görüşmeleri olumlu gidiyordu; tek sorun, onay sürecinin iki ay daha süreceğinin söylenmesiydi. Satıcı Hüseyin Bey ise sabırsızdı; "Başka alıcı var" demese de tedirginlik yaratmayı biliyordu. Emlakçı, Mehmet'e hızlıca bir çözüm sundu: "Bir protokol imzalayalım, 50.000 TL kaparo yatırın, evi tutmuş olursunuz."
Mehmet tam kalemi eline alacaktı ki kardeşinin tavsiyesiyle bir avukata danıştı. Avukat, elindeki tek sayfalık "gayrimenkul satış protokolü"nü inceledi ve soğukkanlılıkla konuştu: "Bu kağıt satış vaadi değil. Noterde düzenleme şeklinde yapılmamış; geçersiz. Kaparonuzu yatırırsanız onu geri almanız dışında hiçbir hukuki güvenceniz olmayacak." Mehmet duraksadı. Emlakçı iyi niyetliydi, ama hukuki geçerlilik bambaşka bir meseleydi.
Satıcı Hüseyin Bey'e durum anlatıldı; biraz direndi, ama noter masrafını paylaşmayı kabul edince birlikte noterliğe gittiler. Noterde düzenleme biçiminde satış vaadi sözleşmesi imzalandı, ödeme planı ve cezai şart maddeleri eklendi. Aynı gün tapuya şerh işlemi de yaptırıldı. İki ay sonra banka kredisi onaylandı, Mehmet kalan bedeli ödedi ve tapu devri sorunsuz tamamlandı. Şayet o tek sayfalık "protokol"e güvenmiş olsaydı Mehmet, iki ay boyunca Hüseyin Bey'in insafına kalmış olacaktı; ortaya çıkacak daha cazip bir alıcı karşısında kaparosunu geri almaktan başka seçeneği bulunmayacaktı.
Bu vaka, uygulamada her gün yaşanan bir tablo. Satış vaadi sözleşmesinin ne olduğunu, nasıl yapıldığını ve ne zaman işe yaradığını sırasıyla ele alalım; Mehmet'in hikayesi de yol boyunca bizi yönlendirsin.
Satış Vaadi Nedir: Köprü İşlevi Gören Ön Sözleşme

Hukuk dilinde satış vaadi sözleşmesi, asıl satış sözleşmesinin önüne geçen bir ön sözleşmedir. TBK 237 uyarınca taşınmaz satışına ilişkin ön sözleşmeler, asıl sözleşmeyle aynı şekil şartına tabidir. Taşınmaz satışı ise TMK 706 gereğince resmi şekilde, yani tapuda yapılmak zorundadır. Ancak noterdeki satış vaadi, bu resmi şekli bir ölçüde karşılar; tam devri değil ama devir taahhüdünü noter huzurunda tesis eder.
Satış vaadinin en çok kullanıldığı durumlar şunlardır: banka kredisinin onay sürecinin uzaması; taşınmaz üzerinde devri engelleyen bir ipoteğin henüz çözülmemiş olması; satıcının mirasçılar arasında olması ve miras paylaşımının tamamlanmaması; kat irtifakı ya da kat mülkiyetinin henüz kurulmamış olması; inşaat aşamasında alım yapılması. Bu durumlarda tapu devri bugün yapılamaz ama alıcı hakkını bugünden güvence altına almak ister. İşte satış vaadi bu boşluğu dolduran köprüdür.
Sözleşmenin içeriği taraflarca serbestçe belirlenir. Taşınmazın tam tanımı (ada, parsel, bağımsız bölüm no), satış bedeli, ödeme planı, devir tarihi veya koşulu, cayma tazminatı ya da cezai şart, masrafların paylaşımı ve şerh yaptırılıp yaptırılmayacağı — bunların hepsi sözleşme metnine girmeli. Eksik bırakılan her madde, ileride taraflar arasındaki yoruma kalır ve çoğunlukla anlaşmazlığa dönüşür.
Önemli bir nokta: satış vaadi, ileride yapılacak asıl satışı zorunlu kılmaz; hakkın talep edilmesini sağlar. Satıcı devir yapmaktan kaçınırsa alıcı mahkeme yoluyla bu devri zorla yaptırabilir. Yani satış vaadi, "satıcının iyi niyetine güven" değil, "mahkeme kararına güven" demektir. Bu fark, belgenin değerini net biçimde ortaya koyar.
Noter Düzenleme Şartı: Geçersiz Kağıtlar Mezarlığı

Satış vaadi sözleşmesinde en sık yapılan ve en ağır sonuçlara yol açan hata, belgenin noterde düzenlenmemesidir. Piyasada "satış vaadi" adıyla imzalanan onlarca farklı kağıt türü dolaşıyor: emlakçının bilgisayarından çıkan kaparo protokolleri, el yazısıyla imzalanan taahhütnameler, WhatsApp mesajları ekinde gönderilen sözleşme taslakları, arsa sahiplerinin "muvafakatname" diye isimlendirdiği belgeler. Bunların hiçbiri hukuken geçerli bir satış vaadi değildir.
Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89. maddeleri bu noktada berrak biçimde konuşur. Taşınmaza ilişkin satış vaadi sözleşmesi, noterde düzenleme biçiminde yapılmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım var: düzenleme ile onaylama farklıdır. Onaylamada noter, tarafların hazırladığı metni imzalar ve mühürler; düzenlemede ise noter metni bizzat hazırlar ya da hazırlatarak tarafların iradesini tespit eder. Satış vaadi için gereken düzenleme biçimidir; onaylama yeterli değildir. Bu ayrımı bilmeyen bazı taraflar notere gider, kendi hazırladıkları metni onaylatır ve "noter mühürlü" olduğu için geçerli sandıkları belgeyle döner. Oysa bu belge, hukuki anlamda satış vaadi değildir.
Adi yazılı biçimde, yani noter dışında yapılan sözleşme kesin hükümsüzdür. Bu hükümsüzlük kural olarak taraflarca ileri sürülebilir ve mahkemece re'sen gözetilir. Hükümsüz sözleşme, tarafları satışa zorlamaz; bedelin iadesi ise genel hükümlere, özellikle sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre istenebilir. Ama alıcının en büyük hayali olan "o evi almak" bu belgeyle gerçekleşmez.
Mehmet'in hikayesine dönelim: emlakçının hazırladığı tek sayfalık protokol tam da bu kategorideydi. İmzalansaydı Mehmet, iki ay boyunca ne şerh yaptırabilir ne satıcıyı devire zorlayabilirdi. Satıcının pişmanlık duyması hâlinde Mehmet'e kalan tek seçenek, kaparoyu geri istemek olurdu; bu bile yargılama gerektirirdi.
Peki ya vekaletle imzalanan satış vaadi sözleşmeleri? Taraflardan biri noter huzurunda bizzat bulunamıyorsa vekil aracılığıyla da sözleşme yapılabilir. Ancak vekaletname, satış vaadi yapmaya açıkça yetki vermelidir. "Her türlü gayrimenkul işlemini yapmak" gibi genel ifadeler çoğu zaman mahkeme sürecinde sorun çıkarır. Noterin vekaletnameyi incelemesi ve kapsam uygunluğunu teyit etmesi gerekir.
Tapuya Şerh: Beş Yıllık Kalkan ve Çifte Satış Senaryosu

Noterde düzenlenen satış vaadi, taraflar arasında bağlayıcıdır. Ama "taraflar arasında" ifadesi önemli bir sınır çizer: kural olarak üçüncü kişilere karşı etkisi yoktur. Satıcı, satış vaadi yaptıktan sonra taşınmazı başka birine satabilir; ipotek kurabilir; taşınmaza haciz uygulanabilir. Bunlara karşı alıcıyı koruyan araç ise tapuya şerhtir.
Satış vaadi sözleşmesi, tapu kütüğüne şerh edilebilir. Şerh edildiğinde alıcının hakkı, şerhten sonra taşınmazı devralan ya da üzerinde hak edinen üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir hâle gelir. Bu, alıcının hakkının "herkese karşı" geçerli olduğu anlamına gelir. Ancak şerhin süresi sınırsız değildir: şerh tarihinden itibaren 5 yıl içinde satış gerçekleştirilmez ya da cebri tescil davası açılmazsa şerh, üçüncü kişilere karşı etkisini yitirir ve terkin edilebilir hâle gelir.
Bu beş yıllık pencere içinde alıcı haklarını kullanmalıdır. Sözleşme yapıldıktan sonra şerh ihmal edilirse, araya girecek her yeni hak (ipotek, haciz, satış) alıcının taleplerini zayıflatır.
| Durum | Şerh Var | Şerh Yok |
|---|---|---|
| Satıcı taşınmazı başkasına satar | Yeni malike karşı tescil davası açılabilir | İyiniyetli yeni malik kazanır; alıcıya tazminat kalır |
| Taşınmaza haciz uygulanır | Şerh önceki tarihli ise alıcının hakkı haczin önünde | Haciz alıcının talebini bloke edebilir |
| Satıcı taşınmazı ipotek eder | Şerh tarihli öncelik; tescil kararı ipoteği de etkiler | İpotekli devir alıcı için sorunlu; ek maliyet |
| Satıcı vefat eder | Şerh mirasçıları da bağlar; aynı dava açılabilir | Mirasçılara dava açılabilir ama ispat güçleşir |
Çifte satış senaryosu pratikte sıkça karşılaşılan bir durumdur. Satıcı, alıcı A ile satış vaadi imzalar; iki ay sonra daha yüksek teklif veren alıcı B ile tapuda satışı tamamlar. Şerh varsa alıcı A, alıcı B'ye karşı da tescil davası açabilir; mahkeme genellikle şerhli hakkı koruyan karar verir. Şerh yoksa ve alıcı B iyiniyetliyse — yani vaadi bilmiyorsa — tapu sicili kazanır; alıcı A elde tazminat talebiyle kalır. Bu tazminat hem olumsuz zarar (harcamaları, kaçırılan fırsatlar) hem de olumlu zarar (beklenen kâr) kapsamında değerlendirilebilir; ama daire alamamış olmak başka bir şeydir.
Satıcı Devir Yapmaktan Kaçınırsa: Cebri Tescil Davası

Noterde düzenlenen ve tapuya şerh edilen satış vaadi, alıcıya çok güçlü bir hak tanır: satıcı devir yapmaktan kaçınırsa alıcı, mahkeme kanalıyla devri zorlayabilir. Bu davaya uygulamada cebri tescil davası ya da ferağa icbar davası denir; yasal dayanağı TMK 716. maddesidir. Mahkeme hükmü, tapu müdürlüğü nezdinde satış senedi yerine geçer ve tapuya tescil gerçekleşir.
Davanın Açılma Koşulları
Cebri tescil davası açabilmek için alıcının bazı koşulları yerine getirmesi gerekir. Her şeyden önce alıcının, satış bedelini ödemeye hazır ve istekli olduğunu göstermesi ya da kalan bedeli mahkeme kasasına depo etmesi şarttır. Satıcı tarafından vadeye bağlanmış bir ödeme planı varsa bu vadeler dolmuş olmalı; koşula bağlanan sözleşmelerde ise koşul gerçekleşmiş bulunmalıdır. Sadece "satıcı devir yapmak istemiyor" gerekçesi yetmez; alıcının da edimini ifa etmeye hazır olduğu somut biçimde ortaya konulmalıdır.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Bu davada görevli mahkeme her zaman Asliye Hukuk Mahkemesi'dir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir; bu yetki kesindir, sözleşmeyle değiştirilemez. Mehmet'in İstanbul Bağcılar'daki dairesi için dava İstanbul Bağcılar Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülür; tarafların anlaşarak başka bir il mahkemesini seçmesi mümkün değildir.
Dava Süreci
Dava dilekçesiyle başlar; dilekçeye satış vaadi sözleşmesi, tapu kaydı, şerh belgesi ve ödeme kanıtları eklenir. Mahkeme, bilirkişi incelemesi yaptırabilir; taşınmazın değerini tespit ettirebilir. Kalan bedel varsa mahkeme, alıcıdan bu bedeli vezneye depo etmesini ister. Depo edilen bedel, karar kesinleşince satıcıya ödenir. Karar kesinleştikten sonra alıcı, kararla birlikte tapu müdürlüğüne başvurur; tapu müdürlüğü devri gerçekleştirir. Satıcının imzasına, rızasına ihtiyaç yoktur; mahkeme hükmü bunu ikame eder.
Tazminat Talebi
Cebri tescil davasıyla birlikte ya da ayrı olarak tazminat da istenebilir. Satıcının ifadan kaçınması nedeniyle alıcının uğradığı fiilî zararlar (kira giderleri, alternatif konut araştırma masrafları, avukat ücreti vb.) talep edilebilir. Sözleşmede cezai şart hükmü varsa bu oran ayrıca uygulanır.
On Yıl ve Oturan Alıcı İçtihadı

Satış vaadinden doğan tescil isteme hakkı 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre, ifa imkânının doğmasıyla başlar: sözleşmede belirli bir vade ya da koşul öngörülmüşse zamanaşımı o vade ya da koşulun gerçekleştiği günden itibaren işlemeye başlar. Eğer herhangi bir vade ya da koşul yoksa sözleşmenin yapıldığı andan itibaren zamanaşımı akar.
On yıl, ilk bakışta uzun bir süre gibi görünse de uygulamada taşınmazını "yarın devredeceğiz" diye bekleyen alıcılar için bu süre farkında olmadan geçebilir. Özellikle taraflar arasında güvene dayalı ilişkilerin olduğu aile içi ya da komşuluk ilişkili satışlarda süreler kolayca dolabilir.
Ancak Yargıtay içtihadı, önemli bir koruma geliştirmiştir: taşınmazı fiilen teslim alarak içinde oturan alıcıya karşı satıcının zamanaşımı savunmasını ileri sürmesi, dürüstlük kuralıyla (TMK 2) bağdaşmayabilir. Bu içtihat çizgisine göre alıcı, satış vaadi yapıldıktan sonra taşınmaza taşınmış, yıllarca oturmuş, belki tadilat bile yapmışsa; satıcının on yılı bekleyip "zamanaşımı doldu" diyerek devri reddetmesi hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyabilir. Bu durumda mahkemeler zamanaşımı defini dürüstlük kuralına dayanarak işlevsiz kılabilir.
Zilyet alıcının korunması ayrıca bir başka boyut daha taşır: alıcı, satış vaadi yapıldıktan sonra taşınmazı fiilen kullanmaya başlamışsa zamanaşımının işleyip işlemediği somut olayın koşullarına göre değerlendirilir. Sadece evde oturuyor olmak değil, bunu hangi hukuki gerekçeyle yaptığı ve satıcının bu durumu bilip bilmediği de belirleyicidir. Bu değerlendirme mahkemeye aittir; tarafların kendi kendine "zamanaşımı işledi" ya da "işlemedi" demesi mümkün değildir.
Miras Payı Vaatleri: Askıdaki İfa

Uygulamada satış vaadinin en çok sorun yarattığı alanlardan biri, elbirliği mülkiyetindeki taşınmazlara ilişkin vaatlerdir. Özellikle köy arazileri ve tarla satışlarında şu senaryo sık yaşanır: mirasçılardan biri, kendi miras payını veya taşınmazın tamamını satmak için alıcıyla satış vaadi imzalar. Sözleşme noterde düzenlenir; peki geçerli midir?
Hukuki açıdan cevap karmaşıktır. Elbirliği mülkiyetinde mirasçılardan biri, diğer mirasçıların onayı olmadan payını devredemez. Dolayısıyla satış vaadinin ifası — yani tescil — ancak iki koşuldan biriyle mümkün olur: ya ortaklık paylı mülkiyete dönüştürülür (diğer mirasçıların onayıyla ya da izale-i şüyu davasıyla), ya da taşınmazın tamamı miras taksimi yoluyla alıcıya düşen mirasçıya verilir. Bu iki durum gerçekleşene kadar vaadin ifası askıda kalır; ne satıcı mirasçı tescil yapabilir ne de alıcı tescil davası açabilir.
Bu tablo, köy pratiğinde sıkça karışıklık yaratır. Alıcı, satıcının "yarın oluyor zaten" dediği taksim işlemini yıllarca bekleyebilir. Satıcı mirasçı bu süreçte vefat edebilir; yeni mirasçılar ortaya çıkabilir; anlaşmazlıklar derinleşebilir. Bu riskleri önceden değerlendirmek, sözleşmeye koşul ve zamanlama maddeleri eklemek hayatî önem taşır.
Öte yandan elbirliği mülkiyetindeki bir taşınmaz için tüm mirasçıların birlikte satış vaadi imzalaması mümkündür; bu durumda tescil engellenmiş olmaz. Tek mirasçının imzası yerine tüm mirasçıların onayının alınması, hem sözleşmeyi güçlendirir hem de ilerideki izale-i şüyu gibi zahmetli süreçleri ortadan kaldırır.
Sözleşme Mimarisi: Bedel Planı, Cezai Şart ve Masraflar

İyi bir satış vaadi sözleşmesi, yalnızca "taşınmazı satacağım" taahhüdünden ibaret değildir. Sözleşmenin gövdesini oluşturan mali ve hukuki detaylar, ilerideki anlaşmazlıkları ya tamamen önler ya da çözümünü kolaylaştırır. Bu bölümde bir satış vaadinde olması gereken temel maddeleri ele alıyoruz.
Bedel ve ödeme planı: Satış bedeli Türk Lirası cinsinden açıkça yazılmalıdır. Ödeme takvimi —kaparo miktarı, ara ödemeler ve devir günündeki bakiye— tarih bazlı belirtilmelidir. "Kredi çıkınca" veya "ipotek kalkınca" gibi muğlak ifadeler yerine somut vade ya da koşul tanımı yapın. Ödemenin banka kanalıyla yapılması şiddetle önerilir; nakit ödeme hem ispat hem de vergi açısından sorun yaratabilir. Sözleşmeye banka dekontu veya havale açıklamasının ekleneceği yönünde bir madde konulması, ispat gücünü artırır.
Cezai şart ve cayma tazminatı: Satıcı sözleşmeden cayarsa alıcının ne alacağı, alıcı cayarsa satıcının ne alacağı sözleşmede açıkça belirtilmelidir. Cezai şart tek taraflı da kararlaştırılabilir; ancak mahkemeler aşırı yüksek cezai şartı TBK 182 kapsamında indirebilir. Kaparo uygulamasında ise "alıcı caymışsa kaparo elde tutulur, satıcı caymışsa çift iade" şeklinde standart bir yapı sözleşmeye yazılabilir. Bu madde olmadan cayma durumunda hesap, genel tazminat hükümlerine göre yapılır ve tartışma daha karmaşık hâle gelir.
Masrafların paylaşımı: Note harç ve masrafları, tapu devir masrafları, şerh harcı — bunların kim tarafından ödeneceği sözleşmede belirtilmelidir. "Piyasada kural gereği alıcı öder" diye bir yasal zorunluluk yoktur; bu tamamen taraflar arasındaki pazarlık meselesidir. Belirlenmemiş masraflar, devir günü gereksiz gerginlik yaratır.
Kimlik ve tapu kaydı denetimi: Sözleşme imzalanmadan önce satıcının kimliğini ve taşınmazın tapu kaydını TKGM portalından kontrol edin. Taşınmaz üzerindeki ipotek, haciz, şerh ve beyanlar tam olarak bilinmeden imzalanan sözleşme, "gözü kapalı alım" demektir. Bu kontrol hem satış vaadi hem de ileriki süreçler için temel güvencedir.
Vekaletle satış vaadi yapılıyorsa vekaletnameyi düzenleyen noterin vekaletname kapsamını satış vaadi yetkisini kapsayacak biçimde açıkça belirtmesi gerekir. Sözleşmeyi imzalayan noterin vekaletnameyi incelemesi ve bu kapsamı teyit etmesi beklenir. Yetki eksikliği sonradan sözleşmeyi geçersiz kılabilir ya da cebri tescil davasında savunma olarak ileri sürülebilir.
Sık Yapılan 7 Hata

Satış vaadi sürecinde alıcıların ve satıcıların düştüğü hatalar, büyük ölçüde aynı kategorilerde tekrar eder. Aşağıdaki liste, avukatlara danışan müvekkillerin en sık aktardığı hatalardan derlendi:
- Notere gitmeden "sözleşme" imzalamak: Kaparo makbuzu, protokol, taahhütname fark etmez — noterde düzenleme yapılmadan imzalanan her belge, satış vaadi olarak geçersizdir. Bu tek hata, diğer tüm tedbirleri anlamsız kılar.
- Şerhi ertelemek: "Yarın yaptırırım" denilerek ertelenen şerh, araya giren bir ipotek veya satış nedeniyle alıcının hakkını değersizleştirebilir. Şerh, noter işlemiyle aynı gün yapılmalıdır.
- Beş yıllık şerh süresini unutmak: Şerhin süresi dolduğunda alıcı hakkını kaybetmez ama üçüncü kişilere karşı öne süremez. Süresi dolmadan satış tamamlanmalı ya da dava açılmalıdır.
- Ödemeyi nakit yapmak: Nakit ödemenin ispatı güçtür. Satıcı "para almadım" derse alıcının elinde belge yoktur. Banka havalesi ve dekontu ispat gücünü büyük ölçüde artırır.
- Tapu kaydını sorgulamadan imzalamak: Taşınmaz üzerinde daha önce şerh, ipotek veya haciz olduğunu bilmeden imzalanan sözleşme, bunları kabullenmek anlamına gelebilir. Her zaman önce tapu sorgulaması yapılmalıdır.
- Cezai şart koymamak: Cayma tazminatı ve cezai şart olmayan sözleşmede, satıcının sözleşmeden dönmesi hâlinde alıcı yalnızca fiilî zararını ispat ederek talep edebilir. Bu ispat güçtür ve süreç uzar.
- Elbirliği mülkiyetini fark etmemek: Tüm mirasçıların imzası olmadan yapılan vaadin ifası mümkün olmayabilir. Tapu kaydında birden fazla malik varsa satıcının tüm malikleri temsil edip edemediği araştırılmalıdır.
Sonuç: Kişisel Durumunuzu Değerlendirin ve Bir Avukattan Destek Alın

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, doğru kullanıldığında hem alıcıyı hem satıcıyı koruyan, devir sürecini güvenli biçimde köprüleyen etkili bir hukuki araçtır. Ama bu araç ancak şu koşulların tamamında işe yarar: noterde düzenleme biçiminde yapılmış olması, aynı gün tapuya şerh ettirilmesi, ödeme planı ve cezai şart gibi kritik maddelerin sözleşmeye yazılmış olması ve on yıllık zamanaşımı süresinin takip edilmesi.
Her satış vaadi süreci kendine özgüdür. Kredi bekleyen bir alıcının durumu, elbirliği mülkiyetinden pay satın almaya çalışan bir alıcının durumundan farklıdır. İnşaat hâlindeki daireler için müteahhitten satış vaadi, miras taşınmazlarına ilişkin vaatlerden bambaşka riskler taşır. Bu nedenle "standart bir sözleşme buldum, imzalasam olur mu?" sorusunun cevabı çoğu zaman "hayır"dır.
Kendi durumunuzu değerlendirmek, sözleşmenin eksik maddelerini tamamlamak, şerh sürecini doğru planlamak ve satıcının taşınmazı üzerindeki gerçek hukuki durumu anlamak için bir gayrimenkul hukuku avukatına danışmanızı öneririz. HukukiUzman'daki uzman avukatlar, konuya göre size en uygun hukuki yolu gösterebilir. Sözleşme imzalanmadan önce alınan bir saat avukatlık danışmanlığı, yıllarca sürebilecek bir davayı önleyebilir.
Tapu iptali ve tescil davaları hakkında daha kapsamlı bir rehber okumak istiyorsanız, tapu iptali ve tescil davası rehberimize göz atabilirsiniz.