Akyurt İflas Davaları Avukatları
Akyurt, Ankara ilçesinde iflas davaları alanında hizmet veren 21 avukat. İflas yolları, görevli mahkeme ve tasfiye süreci bilgileriyle inceleyin.
21350 baro sicil numarasıyla Ankara Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Ankara ilinde faaliyet göstermektedir.
Ankara ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Ankara Barosu'nun 39203 sicil numaralı üyesidir.
Ankara Barosu bünyesinde 37400 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Ankara ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.
Ankara Barosu'nun 14028 sicil numaralı üyesidir. Ankara ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.
Ankara ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Ankara Barosu'na 26969 sicil numarasıyla kayıtlıdır.
Ankara ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Ankara Barosu'na 34082 sicil numarasıyla kayıtlıdır.
Ankara ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Ankara Barosu'nun 14513 sicil numaralı üyesidir.
Ankara ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Ankara Barosu'na 30997 sicil numarasıyla kayıtlıdır.
Ankara ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Ankara Barosu'na 34708 sicil numarasıyla kayıtlıdır.
Ankara ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Ankara Barosu'nun 51939 sicil numaralı üyesidir.
Ankara Barosu bünyesinde 40339 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Ankara ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.
Ankara Barosu'nun 25842 sicil numaralı üyesidir. Ankara ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.
Ankara Barosu'nun 33199 sicil numaralı üyesidir. Ankara ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.
Ankara ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Ankara Barosu'na 36001 sicil numarasıyla kayıtlıdır.
Ankara ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Ankara Barosu'nun 51365 sicil numaralı üyesidir.
Ankara ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Ankara Barosu'na 41214 sicil numarasıyla kayıtlıdır.
25830 baro sicil numarasıyla Ankara Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Ankara ilinde faaliyet göstermektedir.
Ankara ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Ankara Barosu'nun 15998 sicil numaralı üyesidir.
Ankara ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Ankara Barosu'nun 32248 sicil numaralı üyesidir.
Ankara Barosu'nun 21437 sicil numaralı üyesidir. Ankara ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.
Ankara Barosu bünyesinde 32238 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Ankara ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.
Akyurt, Ankara İflas Davaları Avukatları — Kapsamlı Rehber
Bu rehber, Akyurt (Ankara) bölgesindeki iflas uyuşmazlıklarını; takipli ve doğrudan iflas yolları, iflasın açılması ve sonuçları, iflas masasının oluşması ve tasfiyesi, alacakların kaydı ve sıra cetveli, iflasın kaldırılması ve kapanması ile konkordato ile karşılaştırma açısından ele alır. Amaç, alacağınızı iflas masasından tahsil etmeye çalışırken ya da hakkınızda iflas istenmiş bir borçlu olarak savunma yaparken sürecin baştan doğru yönetilmesine ve dosyanıza uygun avukatı bilinçli seçmenize yardımcı olmaktır. İflas, sonuçları ağır ve geri dönüşü güç bir toplu tasfiye yolu olduğundan, sürecin her aşamasının dikkatle izlenmesi büyük önem taşır.
- Mahkeme: İflas talepleri Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülür; tasfiye işlemleri iflas dairesi ve iflas idaresi eliyle yürütülür.
- Kapsam: İflas kural olarak tacirlere ve kanunda sayılan kişilere özgüdür; herkes iflasa tabi değildir.
- Yollar: Takipli iflas ile doğrudan iflas; ödeme güçlüğünde alternatif olarak konkordato gündeme gelebilir.
- Yer: Akyurt dosyaları Ankara Adliyesi yargı çevresindeki Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülür.
İflas Nedir? Temel Kavramlar
İflas, borçlarını ödeyemeyen ve kanunen iflasa tabi olan kişinin (özellikle tacirlerin) tüm haczedilebilir malvarlığının bir bütün olarak paraya çevrilerek, alacaklılara kanundaki sıra ve imtiyaz kurallarına göre paylaştırıldığı toplu (külli) tasfiye yoludur. Bireysel takipten (haciz yolundan) temel farkı buradadır: haciz yolunda yalnızca takibi yapan alacaklının alacağını karşılayacak kadar mal paraya çevrilirken, iflasta borçlunun bütün malvarlığı tasfiye edilir ve tüm alacaklıların topluca tatmini amaçlanır.
İflasın temel kaynağı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'dur; ticari ilişkiler bakımından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), alacağın esası bakımından ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) tamamlayıcı rol oynar. İflas kararını, iflasa ilişkin işlerde görevli olan Asliye Ticaret Mahkemesi verir; kararın verilmesinden sonraki tasfiye işlemleri ise iflas dairesi ve alacaklıların menfaatini temsil eden iflas idaresi eliyle yürütülür.
İflas süreci, kendine özgü ve teknik bir dizi kavram üzerine kuruludur. Bu kavramların doğru anlaşılması, hem alacaklının hakkını koruması hem de borçlunun savunmasını yürütmesi bakımından belirleyicidir. Aşağıda iflas hukukunun en sık karşılaşılan temel başlıkları özetlenmiştir:
İflasa Tabi Kişiler: Kim İflas Eder?
İflas, herkes hakkında uygulanabilen genel bir tasfiye yolu değildir; kural olarak yalnızca tacirler ve kanunda tacir gibi iflasa tabi tutulan kişiler hakkında söz konusu olur. Ticari işletme işleten gerçek kişi tacirler, ticaret şirketleri (anonim, limited, kollektif, komandit ve kooperatifler dâhil kanunda sayılanlar) ve ticari nitelikteki bazı kişiler iflasa tabidir. Buna karşılık tacir olmayan sıradan gerçek kişiler kural olarak iflasa değil, yalnızca haciz yoluyla takibe tabi tutulur.
Kanun, tacir sıfatı bulunmasa da bazı kişileri iflasa tabi kılmıştır. Örneğin ticareti terk eden bir tacir, terkin ardından belirli bir süre boyunca iflas yoluyla takip edilebilir. Kollektif ve komandit şirketlerin sınırsız sorumlu ortakları, şirketin iflası hâlinde kişisel olarak da iflasa tabi olabilir. Ayrıca miras ortaklığı ve tasfiye hâlindeki bazı durumlarda özel kurallar devreye girer. Bu ayrımlar teknik olduğundan, borçlunun iflasa tabi olup olmadığının başta doğru saptanması önemlidir.
Borçlunun sıfatının doğru belirlenmesi, alacaklı bakımından hangi yolun izlenebileceğini doğrudan etkiler. İflasa tabi olmayan bir borçlu hakkında iflas istenmesi, talebin reddedilmesine ve zaman kaybına yol açar. Tersine, iflasa tabi bir borçlu hakkında alacaklının hem haciz hem de iflas yolunu değerlendirme imkânı bulunur; hangi yolun tercih edileceği, borçlunun malvarlığının durumu ve diğer alacaklıların varlığı gözetilerek stratejik olarak belirlenir. Bu değerlendirmenin bir avukatla yapılması yerinde olur.
İflas Yolları: Takipli İflas ve Doğrudan İflas
İflas, kural olarak iki temel yoldan istenebilir ve hangi yolun uygun olduğu somut olayın koşullarına göre belirlenir:
Alacaklı önce icra dairesi aracılığıyla borçluya iflas ödeme emri gönderir. Borçlu süresinde itiraz etmez veya borcu ödemezse, alacaklı ticaret mahkemesinden borçlunun iflasına karar verilmesini ister. Borçlu itiraz ederse iflas davası bu itirazın da incelendiği bir yargılamayla sürer.
Takip aşaması olmaksızın, kanunda sayılan özel hâllerin varlığında doğrudan mahkemeye başvurulur. Borçlunun yerleşim yerinin belirsizliği, taahhütlerinden kaçmak için kaçması, ödemelerini tatil etmesi ya da borçlunun bizzat aczini bildirmesi gibi hâller buna örnektir.
Takipli iflas yolu, alacaklının elinde henüz kesinleşmiş bir belirleme bulunmadığında izlenen normal yoldur. Burada süreç, bireysel takibe benzer biçimde bir ödeme emriyle başlar; ancak sonunda haciz değil, borçlunun tümüyle iflası hedeflenir. Borçlunun iflas ödeme emrine itiraz etmesi hâlinde, alacaklı ticaret mahkemesinde açacağı iflas davasında hem itirazın kaldırılmasını hem de iflas kararını talep eder. Mahkeme, borcun varlığına ve iflas koşullarına birlikte bakar.
Doğrudan iflas ise kanunun özel olarak tanıdığı, takip aşamasının atlandığı hâllerde gündeme gelir. Bu hâller hem alacaklı hem de borçlu tarafından ileri sürülebilir. Örneğin borçlunun taahhütlerinden kurtulmak amacıyla kaçması, mallarını gizlemesi ya da bir alacaklısını kayırarak diğerlerini zarara uğratacak işlemler yapması alacaklıya doğrudan iflas isteme imkânı verir. Borçlu ise borca batık durumda olduğunu bildirerek kendi iflasını doğrudan isteyebilir. Doğru yolun seçimi, sürecin hızı ve başarısı bakımından belirleyicidir.
İflasın Açılması ve Sonuçları
Mahkemenin iflas kararı vermesiyle birlikte iflas açılmış olur ve bu an, borçlunun hukuki durumunda köklü sonuçlar doğurur. İflasın açıldığı an, hem masaya girecek malvarlığının hem de alacaklıların haklarının belirlenmesinde bir milat işlevi görür. Karardan itibaren borçlu, masaya giren malları üzerindeki tasarruf yetkisini kaybeder; bu andan sonra yaptığı devir, temlik ve benzeri işlemler alacaklılara karşı hüküm ifade etmez.
İflasın açılması, borçlunun muaccel olmayan borçlarını da muaccel hâle getirir; yani vadesi gelmemiş borçlar da iflas masasına kaydedilerek tasfiyeye dâhil olur. Ayrıca faiz işleyişi bakımından özel kurallar devreye girer ve borçlu aleyhine daha önce başlatılmış bireysel takipler kural olarak durup düşer. Böylece bütün alacaklılar, ayrı ayrı takip yerine tek bir tasfiye sürecine yönlendirilir. Bu, iflasın "eşitlik ve toplu tatmin" ilkesinin bir yansımasıdır.
İflasın açılmasının borçlu bakımından kişisel sonuçları da vardır. Borçlu, masaya ilişkin işlemlerde iflas organlarına bilgi verme ve iş birliği yapma yükümlülüğü altındadır; mallarını ve alacaklarını doğru biçimde bildirmesi beklenir. Bu yükümlülüklerin ihlali, icra ceza mahkemesinin görev alanına giren bazı suçları gündeme getirebilir. Öte yandan iflas, borçlunun tüm borçlarından kendiliğinden kurtulması anlamına gelmez; tasfiye sonunda alacağını alamayan alacaklıya aciz belgesi verilir ve bu belge, ileride borçlunun mal edinmesi hâlinde takip imkânı sağlar.
İflas Masası ve Tasfiye Süreci
İflas masası, iflasın açıldığı anda borçlunun sahip olduğu ve tasfiye kapanana kadar kendisine geçecek olan tüm haczedilebilir malvarlığından oluşan bir bütündür. Masaya taşınırlar, taşınmazlar, banka hesapları, üçüncü kişilerdeki alacaklar ve iflasın açılmasından sonra borçluya intikal eden mallar dâhildir. Buna karşılık borçlunun ve ailesinin geçimi için gerekli, haczedilemeyen mallar masa dışında bırakılır. Masanın amacı, bu malvarlığının satılarak elde edilecek bedelin alacaklılara paylaştırılmasıdır.
Tasfiye iki yöntemle yürütülebilir. Adi tasfiye, masada satışa yetecek mal bulunması hâlinde uygulanan normal yoldur; iflas dairesi durumu ilan eder, alacaklılar alacaklarını kaydettirir, iflas idaresi seçilir, mallar tespit edilip muhafaza altına alınır, satılır ve sıra cetveline göre paylaştırılır. Basit tasfiye ise masadaki malların tasfiye masraflarını dahi karşılamaya yetmeyeceğinin anlaşıldığı hâllerde uygulanan, daha kısa ve masrafsız bir usuldür.
Tasfiyeyi yürüten organlar, alacaklıların menfaatini temsil eder. İflas dairesi resmî işlemleri (ilan, tespit, muhafaza) yaparken, alacaklılar tarafından seçilen ya da atanan iflas idaresi masayı yönetir, malları satar ve paylaştırmayı hazırlar. Alacaklılar, alacaklılar toplantısı aracılığıyla tasfiyenin gidişine ilişkin bazı kararlara katılır. Bu aşamalar teknik ve süre bağlı olduğundan, hem alacaklının hakkını koruması hem de borçlunun sürece sağlıklı katılabilmesi için sürecin yakından izlenmesi önerilir.
Alacakların Kaydı ve Sıra Cetveli
İflasın açılmasından sonra sürecin en kritik aşamalarından biri, alacaklıların alacaklarını masaya kaydettirmesidir. İflas dairesi durumu ilan ederek alacaklıları, ilanda belirtilen süre içinde (kural olarak bir ay) alacaklarını bildirmeye çağırır. Alacaklılar, alacaklarının miktarını ve varsa rehin, ipotek gibi güvencelerini gösteren belgelerle başvurarak alacaklarını kaydettirir. Bu bildirim, alacaklının tasfiyeden pay alabilmesinin ön koşuludur.
Bildirilen alacaklar iflas idaresince incelenir; her alacak kabul veya reddedilir. Ardından kabul edilen alacaklar, kanundaki imtiyaz ve sıra kurallarına göre sıra cetveline dizilir. Sıra cetveli, hangi alacaklının hangi sırada ve ne ölçüde ödeme alacağını gösterir. Rehinle güvence altına alınmış alacaklar rehnin bedelinden öncelikle karşılanır; işçi alacakları ve nafaka gibi bazı alacaklar imtiyazlı sıralarda yer alır; adi (imtiyazsız) alacaklar ise en son sırada, kalan bedelden garameten (oranlı) pay alır.
Sıra cetveline karşı iki türlü itiraz gündeme gelebilir. Alacağı reddedilen alacaklı, kaydının kabulü için kayıt kabul davası açabilir; bir alacaklı başka bir alacaklının kaydına veya sırasına itiraz ediyorsa sıra cetveline itiraz davası yoluna gider. Bu davalar, sıra cetvelinin ilanından itibaren kanuni süre içinde (genellikle on beş gün) ticaret mahkemesinde açılır. Süreler hak düşürücü olduğundan, sıra cetveli ilan edilir edilmez incelenip gerekiyorsa hızla itiraz edilmesi gerekir. Aksi hâlde alacaklı, hakkını cetveldeki hâliyle kabul etmiş sayılabilir.
İflasın Kaldırılması ve Kapanması
Açılmış bir iflasın sona ermesinin başlıca iki yolu vardır ve bunlar sonuçları bakımından farklıdır. Birincisi iflasın kaldırılmasıdır. Borçlu, tasfiye tamamlanmadan önce ya bütün alacaklıların alacaklarını ödediğini ya da onların iflasın kaldırılmasına rıza gösterdiğini (feragat) belgelerse, ticaret mahkemesi iflasın kaldırılmasına karar verebilir. Bu hâlde borçlu, masaya giren malları üzerinde yeniden serbestçe tasarruf etme yetkisine kavuşur ve iflasın hukuki sonuçları geriye doğru ortadan kalkar.
İkinci yol, tasfiyenin doğal sonucu olan iflasın kapanmasıdır. Masadaki mallar satılıp elde edilen bedel sıra cetveline göre alacaklılara paylaştırıldıktan sonra iflas idaresi tasfiyeyi tamamlar ve son hesabı çıkarır. Bunun üzerine mahkeme, iflasın kapanmasına karar verir ve durum ilan edilir. Tasfiye sonunda alacağının tamamını alamayan alacaklıya, alamadığı kısım için aciz belgesi (borç ödemeden aciz vesikası) verilir; bu belge, borçlunun ileride mal edinmesi hâlinde yeniden takip imkânı sağlar.
Ayrıca tasfiye sürerken masaya kaydedilmiş bir malın veya hakkın sonradan ortaya çıkması hâlinde, kapanmış iflasın yeniden açılması (tasfiyenin yeniden başlaması) da mümkündür. İflasın kaldırılması ile kapanması arasındaki fark, borçlu bakımından belirleyicidir: kaldırma, borçların ödenmesi ya da alacaklıların rızasıyla iflasın hiç olmamış gibi sonlanmasını sağlarken; kapanma, malvarlığının tasfiyesi sonucu iflasın tamamlanmasıdır. Bu ayrımların ve süreçlerin doğru yönetilmesi, tarafların haklarının korunması için önemlidir.
Konkordato ile Karşılaştırma
Ödeme güçlüğü içindeki bir borçlu için iflas, tek çözüm yolu değildir. Konkordato, iflasa alternatif olarak, borçlunun faaliyetini sürdürerek borçlarını yeniden yapılandırmasını amaçlayan bir kurumdur. İflasta borçlunun malvarlığı satılarak dağıtılır ve işletme sona ererken; konkordatoda amaç işletmenin ayakta kalması ve alacaklıların, borçlunun sunduğu ve mahkemece tasdik edilen bir proje çerçevesinde tatmin edilmesidir.
Konkordato sürecinde borçlu (bazı hâllerde alacaklı), ticaret mahkemesine başvurarak önce geçici mühlet, koşullar sağlanırsa kesin mühlet alır. Mühlet süresince borçlunun malvarlığı korunur, aleyhindeki takipler kural olarak durur ve mahkemece bir konkordato komiseri atanarak süreç denetlenir. Borçlunun sunduğu ödeme projesi, alacaklıların kanunda öngörülen çoğunlukla kabulü ve mahkemenin tasdikiyle bağlayıcı hâle gelir. Böylece borçlu, tasfiye yerine yapılandırma yoluyla borçlarını belirli bir plana göre öder.
Faaliyeti sürdürülebilir ve ayakta kalma şansı bulunan bir işletme için konkordato; kurtarılma ihtimali kalmamış, tasfiyesi kaçınılmaz bir malvarlığı için ise iflas gündeme gelir. Bu tercih; borçlunun mali durumu, alacaklıların menfaati ve faaliyetin sürdürülebilirliği birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır.
Uygulamada, 2018 yılında iflasın ertelenmesi kurumunun kaldırılmasının ardından, ödeme güçlüğü içindeki işletmeler için ayakta kalmayı hedefleyen temel mekanizma konkordato olmuştur. Bu nedenle borca batık ya da ödeme güçlüğü içindeki bir işletme, doğrudan iflas yerine önce konkordato seçeneğini değerlendirmek isteyebilir. İki yol arasındaki tercih stratejik ve teknik bir karar olduğundan, sürecin başında bir avukatla kapsamlı bir değerlendirme yapılması yerinde olur.
Görevli ve Yetkili Mahkeme: Asliye Ticaret Mahkemesi
İflas hukukunda işlemler mahkeme ve icra organları arasında dağılmıştır; uyuşmazlığın türüne göre doğru mercie başvurmak sürecin sağlığı için kritiktir:
| Merci | Görev Alanı |
|---|---|
| Asliye Ticaret Mahkemesi | İflas talebi, iflas davası, doğrudan iflas, iflasın kaldırılması, sıra cetveline itiraz ve konkordato talepleri. |
| İcra Dairesi | Takipli iflasta iflas ödeme emrinin gönderilmesi gibi takip işlemleri. |
| İflas Dairesi | İflas açıldıktan sonra ilan, malların tespiti-muhafazası ve tasfiye işlemlerinin resmî yürütülmesi. |
| İflas İdaresi | Masanın yönetimi, malların satışı ve sıra cetvelinin hazırlanması gibi tasfiye işleri. |
| İcra Ceza Mahkemesi | Hileli/taksirli iflas ve mal beyanına ilişkin iflas suçları. |
İflas davasında yetki, kural olarak borçlunun muamele merkezinin (tacirin ticari işletmesinin idare edildiği yer) bulunduğu yer mahkemesindedir. Akyurt'da muamele merkezi bulunan bir borçlu hakkındaki iflas talebi, yetki kurallarına göre Ankara Adliyesi yargı çevresindeki Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılır.
Doğru mercie başvurulmaması, iflas dosyasını geciktiren en yaygın hatalardan biridir. İflas talebinin görevli olmayan bir mahkemede açılması görevsizlik kararına; yetkisiz yerde açılması ise yetki itirazına ve dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesine yol açar. Bu durum hem zaman hem masraf kaybı doğurur. Bu nedenle iflas talebi hazırlanmadan önce görevli ve yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi büyük önem taşır.
Akyurt'da İflas Davası Nasıl Açılır? Süreç Adımları
İflas süreci, birbirini izleyen belirli aşamalardan oluşur. Aşağıda takipli iflas esas alınarak tipik akış özetlenmiştir; doğrudan iflasta takip aşaması bulunmaz ve süreç doğrudan mahkeme başvurusuyla başlar:
Takipli iflasta alacaklı, icra dairesi aracılığıyla borçluya iflas yoluyla adi takip başlatır ve borçluya iflas ödeme emri gönderilir.
Borçlu süresi içinde itiraz edebilir veya borcu ödeyebilir. İtiraz veya ödeme olmazsa alacaklı iflas davası açma hakkı kazanır.
Alacaklı, Asliye Ticaret Mahkemesi'nde iflas davası açar. Mahkeme borcun varlığını ve iflas koşullarını inceler; koşullar varsa borçlunun iflasına karar verir.
İflas kararıyla borçlunun haczedilebilir tüm malvarlığı iflas masasını oluşturur; iflas dairesi durumu ilan eder ve mallar tespit edilip muhafaza altına alınır.
Alacaklılar alacaklarını kaydettirir; iflas idaresi alacakları inceleyip sıra cetvelini düzenler. Cetvele karşı süresinde itiraz edilebilir.
Masadaki mallar satılır, bedel sıra cetveline göre paylaştırılır ve tasfiye tamamlanınca mahkeme iflasın kapanmasına karar verir.
Bu aşamaların her biri kendi içinde süre ve usul kuralları barındırır. Örneğin iflas davası açma, alacak kaydettirme ve sıra cetveline itiraz gibi işlemler kanuni sürelere bağlıdır ve bu sürelerin çoğu hak düşürücü niteliktedir. Sürecin baştan sona planlı yürütülmesi, hem alacaklının payını alabilmesi hem de borçlunun haklarını koruyabilmesi bakımından belirleyicidir. Bu nedenle her aşamada bir avukatla süreç yönetimi önerilir.
İflasta Zamanaşımı ve Kritik Süreler
İflas sürecinde süreler iki katmanda karşımıza çıkar: alacağın esasına ilişkin zamanaşımı süreleri ile iflas ve tasfiye işlemlerine ilişkin usul süreleri. Alacağın zamanaşımı, hukuki niteliğine göre değişir. İlama dayanan alacaklar kural olarak on yıllık zamanaşımına tabidir; ticari nitelikteki bazı alacaklarda ve dönemsel edimlerde ise beş yıllık süre uygulanır. Kambiyo senetlerinde daha kısa özel süreler öngörülmüştür. İflas masasına kaydedilecek bir alacağın esasen zamanaşımına uğramamış olması gerekir.
İflasa özgü usul süreleri ise çoğunlukla hak düşürücü niteliktedir ve kaçırıldığında telafisi güçtür. Alacakların masaya kaydı için verilen ilan süresi (kural olarak bir ay), sıra cetveline itiraz süresi (genellikle on beş gün) ve iflas ödeme emrine itiraz süresi bunlara örnektir. Bu sürelerin doğru hesaplanması, alacaklının tasfiyeden pay alabilmesi ve sıra cetvelindeki yerini koruyabilmesi bakımından kritik önemdedir.
Borçlu bakımından da süreler önem taşır. İflas ödeme emrine itiraz süresi, doğrudan iflas hâllerinde savunma imkânları ve borca batıklık bildiriminin zamanlaması, borçlunun sürecin gidişatını etkileyebileceği kritik anlardır. Ayrıca ticareti terk eden tacirin belirli bir süre boyunca iflasa tabi kalması gibi süreye bağlı özel durumlar da vardır. Sürelerin izlenmesi, iflas dosyalarının en teknik ve en kritik yönlerinden biri olduğundan, sürecin bir avukat gözetiminde yürütülmesi hak kayıplarını önler.
İflasın Alacaklılar Açısından Sonuçları
İflasın açılması, alacaklıların hukuki durumunda önemli değişiklikler yaratır. İlk ve en belirgin sonuç, alacaklıların artık borçluyu bireysel olarak takip edemeyecek olmasıdır. İflas kararından önce başlatılmış tekil haciz takipleri kural olarak durup düşer; alacaklılar, alacaklarını iflas masasına kaydettirerek toplu tasfiyeden pay alma yoluna girer. Bu, iflasın alacaklılar arasında eşitliği sağlama amacının doğrudan bir yansımasıdır: hiçbir alacaklı, diğerlerinin önüne geçerek borçlunun mallarını tek başına paraya çeviremez.
İkinci önemli sonuç, borçlunun vadesi gelmemiş borçlarının da muaccel hâle gelmesidir. Böylece henüz ödeme zamanı gelmemiş alacaklar da masaya kaydedilebilir ve tasfiyeye dâhil olur. Faiz işleyişi bakımından ise özel kurallar devreye girer: kural olarak iflasın açılmasıyla adi alacaklar için faiz işlemesi durur, ancak rehinle güvence altına alınmış alacaklar bakımından rehnin kapsadığı ölçüde farklı sonuçlar doğabilir. Bu teknik ayrımlar, her alacaklının masadan alacağı payı doğrudan etkiler.
Üçüncü olarak, alacaklıların tasfiye sürecine katılım hakkı doğar. Alacaklılar, alacaklılar toplantısı aracılığıyla iflas idaresinin oluşumu, malların satış şekli ve tasfiyenin gidişine ilişkin bazı kararlara katılabilir. Alacağını süresinde ve doğru belgelerle kaydettiren alacaklı, sıra cetvelindeki yerine göre paydan yararlanır. Bu nedenle alacaklının iflas ilanını takip etmesi, süresinde başvurması ve gerekiyorsa sıra cetveline itiraz etmesi, hakkını koruması bakımından büyük önem taşır.
İflasta Rehinli Alacaklar ve İmtiyazlı Alacaklar
İflas masasından yapılacak paylaştırmada bütün alacaklılar aynı sırada yer almaz; kanun, alacakların niteliğine göre bir öncelik ve imtiyaz düzeni öngörmüştür. Bu düzenin doğru anlaşılması, bir alacaklının masadan ne ölçüde tahsilat yapabileceğini belirlediği için son derece önemlidir. En başta, belirli bir mal üzerinde rehin veya ipotek ile güvence altına alınmış alacaklar gelir.
Rehinli alacaklar, rehnin konusu malın satışından elde edilen bedelden öncelikle karşılanır; yani ipotekli taşınmazın veya rehinli taşınırın satış bedeli, önce o mal üzerinde rehin hakkı bulunan alacaklıya ödenir. Rehinli alacaklının alacağı, rehin bedelini aşarsa kalan kısım için adi alacaklı sırasına düşer. Bu nedenle güvence altına alınmış bir alacağa sahip olmak, iflasta tahsil şansını önemli ölçüde artırır.
Rehinden sonra imtiyazlı alacaklar gelir. Kanun, sosyal ve ekonomik gerekçelerle bazı alacaklara öncelik tanımıştır: işçilerin iş ilişkisinden doğan alacakları, nafaka alacakları ve kanunda sayılan diğer bazı alacaklar farklı imtiyaz sıralarında yer alır. Bu imtiyazlı alacaklar karşılandıktan sonra kalan bedel, adi (imtiyazsız) alacaklılara alacakları oranında (garameten) dağıtılır. Sıra cetveli bu düzeni somutlaştırır; bir alacaklının hangi sırada olduğunu belirlemek, tahsil beklentisini gerçekçi biçimde değerlendirmek için gereklidir.
İflas ve Tasarrufun İptali Davası
İflas eden borçluların sıkça başvurduğu bir yol, iflastan önce mallarını yakınlarına veya üçüncü kişilere devrederek alacaklılardan kaçırmaktır. Hukuk düzeni bu tür işlemlere karşı tasarrufun iptali davası ile koruma sağlar. Bu dava, borçlunun alacaklılarını zarara uğratmak amacıyla yaptığı devir ve temlik işlemlerini, alacaklılar (veya iflas idaresi) bakımından etkisiz kılmayı amaçlar.
İflas hâlinde tasarrufun iptali davasını, iflas masası adına iflas idaresi açabileceği gibi, koşulları varsa alacaklılar da açabilir. Dava kabul edilirse, borçlunun devrettiği mal sanki hâlâ onun malvarlığındaymış gibi masaya dâhil edilerek tasfiyeye tabi tutulur; böylece mal kaçırma girişimi sonuçsuz bırakılır. Kanun, hangi tasarrufların iptale tabi olduğunu belirlerken karineler öngörmüştür: ivazsız (bedelsiz) tasarruflar, borçlunun yakın akrabalarıyla yaptığı işlemler ve aciz hâline yakın dönemde mal kaçırma amacını gösteren işlemler öncelikli olarak iptale tabidir.
Tasarrufun iptali davası, iflas sürecinde masanın malvarlığını korumanın önemli bir aracıdır; üçüncü kişinin iyiniyeti, devir bedelinin gerçekliği ve işlemin zamanlaması gibi birçok unsurun birlikte değerlendirilmesini gerektiren teknik bir davadır. Mal kaçırma şüphesinin bulunduğu iflas dosyalarında bu yolun zamanında ve doğru davalılara karşı işletilmesi, alacaklıların tatmin oranını önemli ölçüde etkileyebilir. Bu nedenle sürecin bir avukat gözetiminde yürütülmesi önerilir.
İflasın Şirketler ve Ticari Hayata Etkileri
İflas, yalnızca borçlu ile alacaklılar arasındaki bir mesele değildir; özellikle ticaret şirketleri söz konusu olduğunda, iflasın şirketin kendisi, ortakları ve ticari ilişkileri bakımından geniş etkileri bulunur. Bir ticaret şirketinin iflası, kural olarak şirketin sona ermesi ve tasfiyesi sonucunu doğurur; iflas idaresi eliyle malvarlığı paraya çevrilir ve alacaklılara paylaştırılır.
Ortakların durumu, şirketin türüne göre değişir. Anonim ve limited şirketlerde ortaklar kural olarak şirket borçlarından kişisel malvarlıklarıyla sorumlu olmadıklarından, şirketin iflası prensipte ortakların kişisel iflasına yol açmaz; sorumlulukları taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlıdır. Buna karşılık kollektif şirket ile komandit şirketin sınırsız sorumlu ortakları, şirketin iflası hâlinde kişisel olarak da iflasa tabi tutulabilir. Bu ayrım, ticari yapının kurulması aşamasında bile önem taşıyan bir risk unsurudur.
İflasın ticari hayata etkileri, borçlunun içinde bulunduğu ticari ağı da kapsar. Devam eden sözleşmelerin akıbeti, verilen teminatlar ve karşılıklı ticari ilişkiler iflasla birlikte yeniden değerlendirilir. Bu nedenle bir işletmeyle ticari ilişki içinde olan tarafların, karşı tarafın mali durumunu izlemesi ve iflas riskine karşı sözleşmelerinde teminat gibi koruyucu mekanizmalar öngörmesi yerinde olur. İflasın karmaşık ticari sonuçlarının değerlendirilmesi, hem borçlu hem de alacaklı taraf için uzmanlık gerektiren bir konudur.
İflas Suçları: Hileli ve Taksirli İflas
İflas hukuku yalnızca tasfiye ve paylaştırma kurallarından ibaret değildir; alacaklıları zarara uğratan bazı davranışlar iflas suçu olarak yaptırıma bağlanmıştır. Bu suçlar, kural olarak icra ceza mahkemesinin görev alanına girer ve alacaklıları koruma amacı taşır. Borçlunun mallarını gizlemesi, kaçırması ya da alacaklıları zarara uğratmaya yönelik hileli davranışlar bu kapsamda değerlendirilir.
Hileli iflas, borçlunun alacaklılarını zarara uğratmak amacıyla mallarını gizlemesi, kaçırması, muvazaalı (danışıklı) borç ikrar etmesi veya kayıtlarını yok etmesi gibi kasıtlı davranışlarını ifade eder ve daha ağır yaptırıma tabidir. Taksirli iflas ise borçlunun, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı biçimde, savurganlık veya basiretsiz ticari faaliyetlerle malvarlığını azaltarak iflasına yol açmasıdır. İki durum arasındaki fark, borçlunun kastının bulunup bulunmamasıdır.
Bu suçların yanı sıra, iflas eden borçlunun mal beyanında bulunmaması, iflas organlarına gerekli bilgileri vermemesi ya da masaya ait malları kaçırması da ayrı yaptırımları gündeme getirir. Alacaklılar bakımından bu suçların takibi, hem borçlu üzerinde caydırıcı bir etki yaratır hem de mal kaçırma girişimlerinin ortaya çıkarılmasına yardımcı olur. İflas suçlarına ilişkin şikâyet ve dava süreçleri teknik olduğundan, bu tür durumlarda bir avukatla değerlendirme yapılması yerinde olur.
İflasta Gerekli Belgeler
İflas talebinde bulunmak, iflas davasında taraf olmak ya da masaya alacak kaydettirmek için gereken belgeler, tarafın konumuna göre değişir. Aşağıda uygulamada sıkça istenen belgeler kategoriler hâlinde özetlenmiştir; somut dosyanızda ek belgeler gerekebilir:
Alacağın dayanağı (sözleşme, fatura, senet, çek/bono, mahkeme ilamı), borçlunun tacir sıfatını ve muamele merkezini gösteren ticaret sicil kayıtları, takipli iflasta iflas ödeme emri ve tebliğ belgeleri.
İflas ödeme emri/dava dilekçesi tebligatı, borcun ödendiğine veya düştüğüne dair belgeler (makbuz, ibraname, sulh), mali tablolar ve savunmaya esas ticari kayıtlar.
Alacağın miktarını ve dayanağını gösteren belgeler, varsa rehin/ipotek gibi güvence belgeleri ve alacağın vadesine ilişkin bilgiler.
Avukatla takip hâlinde vekâletname, taraf kimlik ve iletişim bilgileri; şirketler için imza sirküleri ve yetki belgeleri.
Belgelerin eksiksiz ve doğru düzenlenmiş olması, hem talebin sağlıklı ilerlemesi hem de olası bir uyuşmazlıkta ispat kolaylığı bakımından önemlidir. Özellikle borçlunun tacir sıfatını ve muamele merkezini gösteren sicil kayıtları, iflasa tabiliğin ve yetkinin belirlenmesinde belirleyicidir. Belgelerinizi bir araya getirdikten sonra dosyanızı bir avukatla değerlendirmeniz, doğru yol ve mercinin seçilmesine yardımcı olur.
Akyurt'da İflas Davaları Avukatı Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?
İflas hukuku; süreye duyarlı, teknik ve çok aşamalı bir alandır. Ticari kayıt incelemesi, tasfiye usulleri ve sıra cetveli gibi konular özel deneyim gerektirir. Bu nedenle dosyanızı yürütecek avukatın bu alandaki deneyimi ve süreç yönetimi becerisi önem taşır. Aşağıdaki başlıklar, bir avukatla ilk görüşmede netleştirmenizde yarar olan konuları özetler:
Takipli/doğrudan iflas, iflas davası, sıra cetveline itiraz, kayıt kabul davası ve konkordato gibi süreçlerde benzer dosya deneyimi.
Alacak kaydı, sıra cetveline itiraz ve satış aşamaları için kritik sürelerin nasıl izleneceği ve dosyanın hangi aralıklarla güncelleneceği.
Gelişmelerin nasıl ve hangi sıklıkta bildirileceği, masraf ve vekâlet ücretinin baştan yazılı olarak açıklanması.
Akyurt ve Ankara Adliyesi yargı çevresindeki Asliye Ticaret Mahkemesi ve iflas dairesi uygulamalarına aşinalık.
İlk görüşmede dosyanızın gerçekçi bir değerlendirmesini istemeniz, olası sonuç senaryolarını ve maliyetleri anlamanız açısından yararlıdır. Kesin sonuç ya da "iflastan kesin kurtuluş" gibi vaatler yerine, sürecin nasıl yönetileceğine dair somut bir yol haritası sunan yaklaşım daha güvenilirdir. Aşağıdaki soruları görüşmede sormayı düşünebilirsiniz:
- Dosyamda iflas mı, konkordato mu yoksa haciz yolu mu daha uygun ve neden?
- Borçlunun tacir sıfatı ve muamele merkezi bakımından durum nedir?
- Alacak kaydı ve sıra cetveline itiraz süreçlerini nasıl yöneteceksiniz?
- Sürecin tahmini aşamaları ve olası süreleri nelerdir?
- Masraflar, harçlar ve vekâlet ücreti nasıl hesaplanır?
Bu platformda listelenen avukatları; uzmanlık alanı, deneyimi ve iletişim tercihleri açısından karşılaştırarak dosyanıza uygun olanı seçebilirsiniz. Nihai kararı, dosyanızın özelliklerini bir avukatla birebir değerlendirdikten sonra vermeniz en sağlıklı yaklaşımdır.
İlgili Mevzuat
İflas hukuku uygulamasında başvurulan temel mevzuat aşağıda özetlenmiştir. Bu düzenlemeler zaman içinde değişebildiğinden, güncel metin ve içtihatların dikkate alınması önemlidir:
- İcra ve İflas Kanunu (2004)
İflas yolları, iflasın açılması ve sonuçları, iflas masası, tasfiye, sıra cetveli, iflasın kaldırılması ve konkordatoya ilişkin temel kanun. - Türk Ticaret Kanunu (6102)
Tacir sıfatı, ticaret şirketleri, ticari işletme ve sermaye şirketlerinin borca batıklık durumuna ilişkin hükümler. - Türk Borçlar Kanunu (6098)
Alacağın kaynağı olan sözleşme ve borç ilişkileri, zamanaşımı, ifa ve temerrüt hükümleri. - Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100)
İflas davası, kayıt kabul ve sıra cetveline itiraz davalarında uygulanan yargılama usulü. - İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği
İflas dairesinin işleyişi, ilan, tespit-muhafaza ve tasfiye işlemlerine ilişkin usul ve esaslar.
Mevzuatın yanı sıra Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da uygulamayı önemli ölçüde şekillendirir. Özellikle iflasa tabilik, doğrudan iflas hâlleri, sıra cetveline itiraz ve tasarrufun iptali gibi konularda içtihatların dikkate alınması, dosyanın doğru yürütülmesi için gereklidir. Güncel mevzuat ve içtihat değerlendirmesi için bir avukattan destek almanız önerilir.
Emsal İçtihat ve İlkeler
Aşağıdaki başlıklar, iflas hukukunda yargı uygulamasında öne çıkan bazı ilkeleri genel biçimde özetler. Bunlar bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın kendi koşulları farklı sonuç doğurabilir:
İflas yoluyla takip ve iflas kararı için borçlunun iflasa tabi kişilerden (tacir veya kanunen tacir gibi iflasa tabi tutulan kişi) olması aranır; tacir olmayan kişi hakkında iflas istenemez.
Sıra cetveline karşı itiraz ve kayıt kabul davaları, cetvelin ilanından itibaren kanuni süre içinde açılmalıdır; süre hak düşürücü olduğundan geçirilmesi hak kaybına yol açabilir.
İflasın açılmasından sonra borçlunun masaya giren mallar üzerinde yaptığı tasarruflar, kural olarak alacaklılara karşı hüküm ifade etmez.
Tasfiye sonunda alacağını tümüyle alamayan alacaklıya kalan kısım için aciz belgesi verilir; bu belge, borçlunun sonradan mal edinmesi hâlinde takip imkânı sağlar.
Bu ilkeler, içtihatların yıllar içinde ortaya koyduğu genel eğilimleri yansıtır ve mevzuat değişiklikleriyle güncellenebilir. Dosyanıza uygulanabilecek güncel içtihatların değerlendirilmesi, uzmanlık ve dikkat gerektiren bir iştir. Bu nedenle somut olayınız için bir avukattan güncel içtihat analizi almanız yerinde olur.
Sıkça Sorulan Sorular
Akyurt'da iflas davası hangi mahkemede açılır?
İflas talepleri, iflasa ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde görevli olan Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülür. Bu mahkeme, hem takipli iflas yolunda itiraz üzerine açılan iflas davasını hem de doğrudan iflas taleplerini karara bağlar. Yer bakımından yetki, kural olarak borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer mahkemesindedir; tacir borçlunun ticari işletmesinin idare edildiği yer belirleyicidir. Akyurt'da muamele merkezi bulunan bir borçlu hakkındaki iflas davası, yetki kurallarına göre Ankara Adliyesi yargı çevresindeki Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılır. Doğru mahkeme ve yetkinin başta belirlenmesi, sürecin gecikmeden yürümesi için önemlidir.
Kimler iflasa tabidir, herkes iflas edebilir mi?
İflas, kural olarak yalnızca tacirler ve kanunda tacir gibi iflasa tabi tutulan kişiler hakkında uygulanan bir tasfiye yoludur. Ticari işletme işleten gerçek kişi tacirler, ticaret şirketleri ve kanunda sayılan bazı kişiler (ticareti terk edenler belirli süreyle, kollektif ve komandit şirket ortakları gibi) iflasa tabidir. Tacir olmayan gerçek kişiler kural olarak iflasa değil, haciz yoluyla takibe tabidir. Bu nedenle bir kişi hakkında iflas istenebilmesi için öncelikle onun iflasa tabi kişilerden olması gerekir. Borçlunun sıfatının doğru belirlenmesi, hangi takip yolunun (haciz mi iflas mı) izlenebileceğini belirler.
Takipli iflas ile doğrudan iflas arasındaki fark nedir?
Takipli iflas yolunda alacaklı önce borçluya iflas yoluyla adi takip başlatır; iflas ödeme emri gönderilir ve borçlu itiraz etmez veya borcu ödemezse alacaklı ticaret mahkemesinden iflasa karar verilmesini ister. Doğrudan (doğrudan doğruya) iflas yolunda ise takip aşaması olmaksızın, kanunda sayılan özel hâllerin varlığında doğrudan mahkemeye başvurulur; borçlunun yerleşim yerinin belli olmaması, taahhütlerinden kaçmak için kaçması, ödemelerini tatil etmesi ya da borçlunun kendi aczini bildirmesi gibi hâller buna örnektir. İki yol arasındaki tercih, somut olayın koşullarına ve eldeki delillere göre belirlenir.
İflas kararı verilince borçlunun malları ne olur?
İflas kararının verilmesiyle birlikte borçlunun haczedilebilir tüm malvarlığı, nerede olursa olsun, 'iflas masası'nı oluşturur. Borçlu bu andan itibaren masaya giren malları üzerinde tasarruf yetkisini kaybeder; yapacağı tasarruflar alacaklılara karşı hüküm ifade etmez. Masaya yalnızca iflas anındaki mallar değil, tasfiye kapanana kadar borçluya geçen mallar da dâhil olur. Buna karşılık borçlunun ve ailesinin geçimi için gerekli, haczedilemeyen mallar masa dışında kalır. Malların tespiti, muhafazası ve idaresi iflas idaresi tarafından yürütülür; amaç bu malvarlığının satılarak alacaklılara paylaştırılmasıdır.
Alacaklı olarak iflas masasına nasıl başvururum?
İflas açıldıktan sonra iflas dairesi, durumu ilan ederek alacaklıları alacaklarını bildirmeye (kaydettirmeye) çağırır. Alacaklılar, ilanda belirtilen süre içinde (kural olarak bir ay) alacaklarının miktarını ve varsa rehin gibi güvencelerini gösteren belgelerle iflas dairesine başvurarak alacaklarını kaydettirir. Süresinde başvurmayan alacaklı hakkını tümüyle kaybetmez ancak sıra cetveli düzenlendikten sonra yapılan bildirimlerde ek masraf ve gecikmenin sonuçlarına katlanır. Alacağını belgeleriyle birlikte zamanında ve eksiksiz bildirmek, sıra cetvelinde doğru yer alabilmek ve paylaştırmadan pay alabilmek için önemlidir.
Sıra cetveli nedir, itiraz edilebilir mi?
Sıra cetveli, iflas idaresinin; bildirilen alacakları inceleyip kabul veya reddettikten sonra, kabul edilen alacakları kanundaki imtiyaz ve sıra kurallarına göre dizdiği listedir. Bu cetvel, hangi alacaklının hangi sırada ve ne ölçüde ödeme alacağını gösterir; rehinli alacaklar, işçi alacakları gibi imtiyazlı alacaklar ve adi alacaklar farklı sıralarda yer alır. Alacağı reddedilen veya sırasına ya da başka bir alacaklının kaydına itiraz etmek isteyen kişi, sıra cetvelinin ilanından itibaren kanuni süre içinde (genellikle on beş gün) ticaret mahkemesinde 'sıra cetveline itiraz' (kayıt kabul) davası açabilir. Süre hak düşürücü olduğundan kaçırılmamalıdır.
İflas kararından sonra devam eden takipler ne olur?
İflasın açılmasıyla birlikte, kural olarak borçlu aleyhine daha önce başlatılmış olan bireysel takipler durur ve düşer; alacaklılar artık alacaklarını ayrı ayrı takip yerine iflas masasına kaydettirerek tasfiyeden pay alma yoluna girerler. Bu, iflasın 'toplu tasfiye' niteliğinin bir sonucudur: amaç tüm alacaklıların eşit ve düzenli biçimde, sıra cetveline göre tatmin edilmesidir. Rehinle güvence altına alınmış alacaklar bakımından rehnin paraya çevrilmesine ilişkin özel kurallar saklıdır. İflas kararından sonra tek tek haciz ve satış talepleri işlem görmez; süreç iflas idaresi ve iflas dairesi eliyle bütüncül olarak yürütülür.
İflas kararı nasıl kaldırılır veya kapatılır?
İflasın sona ermesinin başlıca iki yolu vardır. Birincisi 'iflasın kaldırılması'dır: borçlu, bütün alacaklıların alacaklarını ödediğini ya da onların rızasını (feragatini) belgelerse, tasfiye tamamlanmadan önce ticaret mahkemesi iflasın kaldırılmasına karar verebilir; bu hâlde borçlu mallarına yeniden serbestçe tasarruf edebilir. İkincisi tasfiyenin doğal sonucu olan 'iflasın kapatılması'dır: masadaki mallar satılıp sıra cetveline göre paylaştırıldıktan sonra iflas idaresi tasfiyeyi bitirir ve mahkeme iflasın kapanmasına karar verir. Alacağını tümüyle alamayan alacaklıya, kalan kısım için aciz belgesi (borç ödemeden aciz vesikası) verilir.
İflas ile konkordato arasındaki fark nedir?
İflas, borçlarını ödeyemeyen iflasa tabi kişinin tüm malvarlığının satılarak alacaklılara paylaştırıldığı bir tasfiye yoludur; sonuçta işletme sona erer ve malvarlığı dağıtılır. Konkordato ise iflasa alternatif bir yeniden yapılandırma yoludur: ödeme güçlüğü içindeki borçlu, faaliyetini sürdürmeye devam ederken mahkemeden mühlet alır, bir komiser atanır ve alacaklıların kanundaki çoğunlukla kabul ettiği ödeme projesi mahkemece tasdik edilir. Konkordatonun amacı işletmenin ayakta kalması ve borçların yapılandırılarak ödenmesi iken, iflasın amacı malvarlığının tasfiyesidir. Ödeme güçlüğü içindeki bir borçlu, koşulları varsa iflas yerine konkordato yoluna başvurmayı değerlendirebilir.
İflas erteleme hâlâ mümkün mü?
Eskiden sermaye şirketleri ve kooperatifler için öngörülen 'iflasın ertelenmesi' kurumu, 2018 yılında yapılan değişikliklerle kaldırılmış; yerini büyük ölçüde geniş kapsamlı yeni konkordato düzenlemesi almıştır. Bugün borca batık durumdaki bir sermaye şirketi bakımından temel yol, mahkemeye borca batıklık bildirimi ile iflasın istenmesi veya bunun yerine konkordato talebinde bulunulmasıdır. Yani ödeme güçlüğü içindeki işletmeler için ayakta kalmayı hedefleyen mekanizma artık konkordatodur. Bu nedenle 'iflas erteleme' arayışında olan bir işletmenin, güncel mevzuata göre konkordato seçeneğini bir avukatla değerlendirmesi yerinde olur.
