Ilgın İş Kazası Davaları Avukatları

Ilgın, Konya ilçesinde iş kazası davaları alanında hizmet veren 1 avukat. Maddi ve manevi tazminat, destekten yoksun kalma, işveren kusuru, SGK rücu, cezai sorumluluk, görevli mahkeme ve zamanaşımı bilgileriyle inceleyin.

Ilgın, Konya İş Kazası Davaları Avukatları — Kapsamlı Rehber

Bu rehber, Ilgın (Konya) bölgesinde iş kazası davalarını; iş kazasının hukuki tanımı ve bildirim yükümlülüğü, maddi ve manevi tazminat, iş göremezlik ve kazanç kaybı, ölümlü kazalarda destekten yoksun kalma, işverenin kusuru ve iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri, SGK geliri ile rücu ilişkisi, taksirle yaralama ve öldürme bakımından cezai sorumluluk, görevli İş Mahkemesi, dava süreci, bilirkişi incelemesi, zamanaşımı ve gerekli belgeler açısından ele alır. Amaç, işçinin ya da yakınlarının hakkını zamanında ve doğru usulle talep edebilmesine ve dosyaya uygun avukatın bilinçli seçilmesine yardımcı olmaktır. İçerik yalnızca genel bilgilendirme amacı taşır.

Kısa Bakış — İş Kazası Davalarında Öne Çıkanlar
  • Görevli mahkeme: Tazminatta İş Mahkemesi; suç oluşturan olaylarda ayrıca Asliye/Ağır Ceza Mahkemesi.
  • Talep kalemleri: Maddi (iş göremezlik) tazminat, manevi tazminat, ölümde destekten yoksun kalma.
  • Kusur: İşverenin İSG yükümlülüğü ağır; kusur ve maluliyet bilirkişiyle belirlenir.
  • SGK ilişkisi: Bağlanan gelirin peşin değeri denkleştirilir; işçi karşılanmayan farkı ister, SGK işverene rücu eder.
  • Cezai boyut: Taksirle yaralama/öldürme bakımından ayrı ceza davası gündeme gelebilir.
  • Yer: Ilgın dosyaları Konya Adliyesi yargı çevresinde görülür.

İş Kazası Davası Nedir? Kapsamı ve Temel Kavramlar

İş kazası davası, bir işçinin işin görülmesi sırasında veya işle bağlantılı biçimde uğradığı bedensel ya da ruhsal zararın giderilmesi için açılan hukuki süreçlerin genel adıdır. Bu dava türünün temelinde, işverenin çalışanlarının sağlık ve güvenliğini koruma yükümlülüğü ile bu yükümlülüğün ihlali sonucu doğan zararı tazmin etme borcu yatar. İş kazası, işçinin geçici veya kalıcı olarak çalışma gücünü yitirmesine, tedavi giderlerine katlanmasına ve manevi olarak yıpranmasına yol açar; ölümlü kazalarda ise geride kalan yakınların ekonomik ve manevi zararı gündeme gelir. Bu nedenle iş kazası davaları, tek bir talepten ibaret olmayıp, farklı hak sahiplerinin farklı talep kalemlerini içeren çok katmanlı dosyalardır.

İş kazası davaları aslında birden çok dava türünü kapsayan bir şemsiye kavramdır. Bunların başında işçinin veya yakınlarının işverene karşı açtığı maddi ve manevi tazminat davası gelir. İkinci olarak, işverenin taksirli davranışının suç oluşturduğu hâllerde yürütülen ceza davası vardır. Üçüncü olarak, SGK'nın işçiye bağladığı gelir ve yaptığı ödemeleri kusurlu işverenden geri istediği rücu davası bulunur. Bu üç hattın birbirini nasıl etkilediğini bilmek, sürecin bütününü doğru yönetmek için şarttır. Aynı iş kazası olayından doğan bu davalar farklı mahkemelerde, farklı zamanaşımı sürelerine tabi olarak ilerleyebilir.

İşçinin iş kazasından sonra iki ayrı kaynaktan hak talep edebileceğini bilmek de önemlidir. Birincisi SGK yardımlarıdır: geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri veya ölüm geliri gibi sosyal güvenlik hakları. İkincisi ise işverene karşı açılacak tazminat davasıdır; bu dava, SGK'nın karşılamadığı gerçek zararın işverenden istenmesini sağlar. Bu iki kaynağın birbirini nasıl etkilediği, denkleştirme (mahsup) kuralları çerçevesinde belirlenir. Uygulamada en sık karşılaşılan tazminat ve sorumluluk kavramları aşağıda özetlenmiştir:

Maddi Tazminat
Kazanç kaybı, tedavi gideri
Manevi Tazminat
Acı, elem, bütünlük ihlali
Destekten Yoksunluk
Ölümde yakınların zararı
İşveren Kusuru
İSG yükümlülük ihlali
SGK Rücu
Kuruma karşı geri istem
Cezai Sorumluluk
Taksirle yaralama/öldürme

İş Kazasının Hukuki Tanımı ve Kapsamı

Bir olayın "iş kazası" sayılması, tazminat hakkının kapısını açan ilk ve en kritik aşamadır. Sosyal güvenlik mevzuatı iş kazasını geniş biçimde tanımlar: sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülen iş nedeniyle, işveren tarafından görevle başka yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, işverence sağlanan taşıtla işe gidip gelme sırasında veya emziren kadın işçinin çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen zarara uğratan olay iş kazası kabul edilir. Bu tanımın geniş oluşu, işyeri dışında gerçekleşen bazı olayların da iş kazası sayılmasına imkân verir.

Tanımdaki bu genişlik, uygulamada tartışmalı sınır olaylarını da beraberinde getirir. Servis aracıyla işe gidiş-geliş sırasında yaşanan trafik kazaları, görevli gönderildiği bir başka şehirde meydana gelen olaylar veya işyeri eklentilerinde gerçekleşen kazalar çoğu zaman iş kazası kapsamında değerlendirilir. Buna karşılık işçinin tamamen kişisel bir işi için işyerinden ayrıldığı ya da işle hiçbir bağlantısı bulunmayan bir olayda iş kazası niteliği tartışılır. Olayın niteliği belirlenirken iş ile kaza arasındaki nedensellik bağı esas alınır; bu bağın somut delillerle ortaya konması davanın temelini oluşturur.

Meslek hastalıkları da iş kazası davalarıyla aynı hukuki çerçevede değerlendirilir. Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütülme koşulları yüzünden uğradığı geçici ya da sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik hâlleridir. İş kazasından farkı, ani bir olaya değil, zamana yayılan bir maruziyete dayanmasıdır. Bu ayrım, özellikle zamanaşımının başlangıcı bakımından önem taşır; çünkü meslek hastalığında süre, hastalığın ve iş ile bağlantısının kesin olarak öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Her iki hâlde de işverenin sorumluluğu benzer esaslara tabidir.

İş Kazasının Bildirimi ve İlk Aşamada Yapılması Gerekenler

İş kazası meydana geldiğinde atılacak ilk adımlar, sonraki tüm davaların kaderini etkiler. İşveren, iş kazasını derhâl kolluğa (jandarma veya polise), kazadan sonraki üç iş günü içinde ise SGK'ya bildirmekle yükümlüdür. Bu bildirim, kazanın resmî kayda geçmesini ve SGK ile iş müfettişi incelemesinin başlamasını sağlar. Bildirimin yapılmaması işçinin tazminat hakkını ortadan kaldırmaz; ancak işveren için idari para cezası ve SGK'nın yaptığı masrafları rücu etmesi gibi sonuçlar doğurur. Bu yönüyle bildirim eksikliği, işçiye değil, yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverene zarar verir.

İşçi veya yakınları açısından ilk aşamada en önemli konu delillerin korunmasıdır. Kaza yerinin fotoğraflanması, kamera kayıtlarının temini için hızlı hareket edilmesi, tanık isim ve iletişim bilgilerinin not edilmesi ve tüm sağlık kayıtlarının saklanması, ileride açılacak davanın ispat gücünü doğrudan belirler. Özellikle işyeri kamera kayıtları belirli süre sonra otomatik olarak silinebildiğinden, bu kayıtların dava veya delil tespiti yoluyla erkenden güvence altına alınması kritik önem taşır. Kaza sonrası düzenlenen tutanaklardaki ifadelerin de dikkatle incelenmesi gerekir.

Olayın iş kazası niteliği tartışmalıysa, tazminat davasından önce ya da onunla birlikte kazanın iş kazası olarak tespiti gündeme gelebilir. SGK'nın olayı iş kazası saymaması hâlinde, işçi bu tespiti dava yoluyla isteyebilir; bu tespit, tazminat davasının ön koşulu niteliğindedir. Kaza anındaki tutanaklar, tanık beyanları, işyeri kayıtları ve sağlık raporları bu tespitte belirleyicidir. İşin niteliği, kaza yeri ve zamanı ile iş arasındaki bağlantının somut delillerle ortaya konması, sonraki tüm sürecin temelini oluşturur; bu nedenle sürecin baştan doğru kurgulanması önemlidir.

Maddi Tazminat: İş Göremezlik ve Kazanç Kaybı

İş kazası davasının maddi boyutu, işçinin çalışma gücündeki kayıp nedeniyle uğradığı gelir azalmasını ve katlandığı giderleri gidermeyi hedefler. Maddi zarar iki temel evrede değerlendirilir. Kaza sonrası tedavi ve iyileşme döneminde çalışamayan işçinin uğradığı geçici iş göremezlik nedeniyle kazanç kaybı ilk kalemi oluşturur. İyileşme sonrası çalışma gücünde kalıcı bir azalma kalmışsa, bu kez sürekli iş göremezlik nedeniyle ömür boyu sürecek gelir kaybı gündeme gelir ve tazminatın omurgasını bu kalem oluşturur.

Sürekli iş göremezlik tazminatının belirlenmesinde iki teknik veri kilit rol oynar: işçinin maluliyet (sürekli iş göremezlik) oranı ve geliri. Maluliyet oranı, yetkili sağlık kurulu raporuyla belirlenir ve çalışma gücündeki kaybın yüzdesini gösterir. İşçinin geliri ise bordro, hizmet dökümü ve fiili çalışma koşulları üzerinden saptanır; asgari ücretle çalışan bir işçi ile yüksek gelirli bir işçinin aynı maluliyet oranında dahi tazminatı farklı olur. Bu veriler, işçinin yaşı ve muhtemel çalışma-yaşam süresiyle birlikte aktüeryal hesaba girer. Maluliyet oranındaki hatalar, tazminatın gerçek zararı yansıtmamasına yol açtığından raporun titizlikle denetlenmesi gerekir.

Maddi tazminata ayrıca tedavi giderleri, protez ve tıbbi cihaz masrafları, refakatçi/bakıcı gideri ile ağır maluliyet hâllerinde bakım ihtiyacından doğan giderler dâhil olabilir. Bu kalemlerin belgeye dayandırılması, talebin ispatlanabilmesi için şarttır. Maddi tazminat hesabında amaç, işçiyi mümkün olduğunca kaza olmasaydı bulunacağı ekonomik duruma yaklaştırmaktır; bu nedenle hesabın güncel ve teknik esaslara uygun yapılması, eksik veya fazla belirlemeyi önler. Belirsiz alacak davası tercih edilerek, bilirkişi hesabı netleşene kadar harç yükü ve ıslah ihtiyacı da yönetilebilir.

Manevi Tazminat

İş kazasının işçide bıraktığı etki yalnızca ekonomik değildir; bedensel bütünlüğün zedelenmesi, kalıcı sakatlık, uzun tedavi süreçleri ve çalışma hayatının sekteye uğraması ağır bir manevi yük doğurur. Manevi tazminat, bu acı, elem ve üzüntünün bir ölçüde telafisini amaçlar. Malvarlığında somut bir kayba değil, kişinin iç dünyasında yaşadığı tahribata karşılık gelir ve maddi tazminattan bağımsız olarak talep edilebilir. Bu nedenle maddi tazminat talebi olmasa dahi, koşulları varsa manevi tazminat istenebilir.

Manevi tazminat bir zenginleşme aracı değildir; amacı, ihlalin yol açtığı manevi zararı hafifletmek ve zarar görene bir tatmin duygusu sağlamaktır. Miktarı; olayın ağırlığı, işçinin maluliyet derecesi ve çektiği acının yoğunluğu, tarafların kusur durumu ile ekonomik koşulları gibi ölçütler dikkate alınarak hâkim tarafından takdir edilir. Ağır ve kalıcı sakatlık hâllerinde manevi tazminatın daha yüksek belirlenmesi beklenir; ancak takdir, hakkaniyet sınırları içinde kalmalı ve somut olayın özellikleriyle uyumlu olmalıdır. Fahiş veya sembolik kalan takdirler kanun yolu denetimine tabidir.

Ölümlü iş kazalarında manevi tazminatı, ölenin yakınları kendi yaşadıkları derin acı nedeniyle talep eder. Eş, çocuklar ve anne-baba başta olmak üzere, ölenle yakın manevi bağı bulunan kişiler bu talebi ileri sürebilir. Bedensel zararla sonuçlanan ağır yaralanmalarda, somut olayın özelliğine göre işçinin çok yakınlarının da kendi manevi zararlarını talep edebildiği durumlar söz konusu olabilir. Manevi tazminat talebinin maddi tazminattan ayrı bir kalem olarak dilekçede açıkça yer alması ve gerekçelendirilmesi, hakkın eksiksiz talep edilmesi açısından önemlidir.

Ölümlü İş Kazasında Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

İşçinin iş kazasında hayatını kaybetmesi, geride kalan yakınları için hem derin bir acı hem de ciddi bir ekonomik yoksunluk doğurur. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölenin sağlığında düzenli olarak baktığı veya ileride bakması beklenen kişilerin, bu desteğin yitirilmesinden doğan maddi zararını gidermeyi amaçlar. Bu talep, ölenin malvarlığına bağlı bir miras hakkı değildir; destek görenlerin kendi kişisel ve bağımsız zararına dayanır. Bu nedenle mirası reddeden bir yakın dahi destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilir.

Destek kavramı yalnızca yasal mirasçılarla sınırlı değildir. Ölenin fiilen ve düzenli biçimde geçimine katkıda bulunduğu eş, çocuklar, anne-baba ve somut olayın koşullarına göre bakılan diğer kişiler de talepte bulunabilir. Önemli olan, kişinin ölenden gerçek ve düzenli bir destek görmüş veya ileride görecek olmasıdır. Bu destek ilişkisinin varlığı ve kapsamı dosyada delillerle ortaya konmalıdır; örneğin küçük çocukların ileride görecekleri destek de karine olarak dikkate alınır. Yalnızca parasal katkı değil, düzenli bakım ve hizmet biçimindeki destek de tazminata esas olabilir.

Tazminat; ölenin geliri, muhtemel yaşam süresi, destek görenlerin bakım ihtiyacının süresi ve payları dikkate alınarak aktüeryal yöntemle hesaplanır. Hesapta ölenin kendisine ayıracağı pay düşülür, kalan destek payı yakınlar arasında paylaştırılır. SGK tarafından yakınlara bağlanan ölüm gelirinin ilk peşin sermaye değeri, denkleştirme kurallarına göre hesaptan indirilir. Ölenin varsa kusuru da tazminatı azaltan bir etkendir. Bu davanın çok değişkenli yapısı, hem hesabın hem de kusur değerlendirmesinin uzman desteğiyle yürütülmesini önemli kılar.

İşverenin Kusuru ve İş Sağlığı ve Güvenliği Yükümlülükleri

İş kazası davalarının merkezinde, işverenin işçiyi gözetme ve iş güvenliğini sağlama yükümlülüğü yer alır. İşveren; işyerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, risk değerlendirmesi yapmak, işçileri eğitmek, uygun koruyucu ekipmanı sağlamak ve denetlemekle yükümlüdür. Bu yükümlülük geniş ve süreklidir; işverenin yalnızca ekipman sağlaması yetmez, kullanılıp kullanılmadığını da gözetmesi beklenir. Yükümlülüğün ihlali sonucu kaza meydana gelirse, işveren kusuru oranında doğan zarardan sorumlu olur. İSG yükümlülüğünün ağırlığı, işveren aleyhine değerlendirmenin temel gerekçesidir.

İşverenin Yükümlülükleri

Risk değerlendirmesi, güvenlik önlemleri, işçi eğitimi, koruyucu ekipman temini ve kullanımının denetimi. Bu yükümlülüklerin ihlali kusur olarak değerlendirilir.

Alt İşveren (Taşeron) İlişkisi

Asıl işveren-alt işveren ilişkisinde, işçiye karşı her ikisinin birlikte (müteselsil) sorumluluğu gündeme gelebilir; kusur dağılımı ayrıca belirlenir.

İşçinin Kusuru

İşçinin talimatlara aykırı davranışı müterafik kusur olarak indirim nedeni olabilir; ancak işverenin gözetim yükümlülüğü ağır olduğundan indirim çoğu zaman sınırlı kalır.

Kaçınılmazlık

Alınabilecek tüm önlemlere rağmen önlenemeyen, öngörülemeyen olaylarda sorumluluk paylaşımı farklı değerlendirilebilir; bu istisnai bir durumdur.

Kusur oranının belirlenmesi, iş kazası davalarının kalbindeki tekniktir ve genellikle iş güvenliği uzmanı bir bilirkişi heyeti tarafından yapılır. Bilirkişi; kazanın nasıl gerçekleştiğini, hangi önlemin alınmadığını, işverenin ve varsa işçinin katkısını değerlendirerek yüzdesel bir kusur dağılımı önerir. Bu dağılım, ödenecek tazminatı doğrudan belirlediğinden, rapora yönelik itirazların isabetli hazırlanması davanın sonucunu ciddi biçimde etkiler. Aynı kusur değerlendirmesi, ceza davası ve SGK'nın rücu davası bakımından da belirleyici olur.

SGK Geliri, Denkleştirme ve Rücu Davası

İş kazası dosyalarının en teknik ve en sık hata yapılan konusu, SGK ile işveren sorumluluğu arasındaki ilişkidir. İş kazası geçiren sigortalıya SGK; tedavi giderlerini karşılar, geçici iş göremezlik ödeneği öder, kalıcı maluliyette sürekli iş göremezlik geliri, ölümde ise hak sahiplerine ölüm geliri bağlar. Bu ödemeler işçinin sosyal güvenlik hakkıdır ve işverene karşı açılacak tazminat davasından bağımsız olarak sağlanır. Bu nedenle SGK'dan gelir bağlanmış olması, işverene dava açma hakkını ortadan kaldırmaz.

Denkleştirme ilkesi

İşçinin işverenden isteyebileceği maddi tazminat, gerçek zararından SGK'nın bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değerinin düşülmesiyle bulunur. Böylece işçi aynı zarar için hem SGK'dan hem işverenden mükerrer ödeme almaz; yalnızca SGK'nın karşılamadığı gerçek zararını işverenden tahsil eder. Bu bakiye, uygulamada 'karşılanmayan zarar' olarak adlandırılır.

Madalyonun diğer yüzünde SGK'nın rücu davası yer alır. SGK, işçiye veya yakınlarına bağladığı gelir ve yaptığı ödemeleri, kazanın meydana gelmesinde kusurlu olan işverene, kusuru oranında rücu ederek geri ister. İşverenin iş güvenliği önlemlerini almaması, SGK'nın rücu hakkını doğrudan güçlendirir. Bu nedenle işveren açısından iş kazası, işçiye ödenecek tazminatın yanında bir de SGK'nın rücu alacağı riskini beraberinde getirir. Rücu davası da görev bakımından İş Mahkemesi'nde görülür.

Bu ilişkinin doğru kurulması, hem işçinin gerçek zararının eksiksiz karşılanması hem de mükerrer ödemenin önlenmesi bakımından belirleyicidir. SGK'nın bağladığı gelirin peşin değerinin hesaba yanlış yansıtılması, tazminatın gerçek zararın altında veya üstünde çıkmasına yol açar. Bu nedenle bilirkişi raporundaki denkleştirme kaleminin ayrıntılı denetimi, iş kazası davalarının en kritik teknik aşamalarından biridir. Denkleştirmenin sağlıklı yapılması, işçinin ne eksik ne fazla, yalnızca gerçek zararı kadar tazminat almasını güvence altına alır.

İş Kazasında Cezai Sorumluluk (Taksirle Yaralama/Öldürme)

İş kazası yalnızca bir tazminat meselesi değildir; çoğu zaman ceza hukuku bakımından da sonuç doğurur. Bir iş kazasında işçi yaralanmış veya hayatını kaybetmişse ve bu sonuç, sorumluların gerekli dikkat ve özeni göstermemesinden kaynaklanıyorsa, ortaya taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçu çıkabilir. Bu durumda tazminat davasından bağımsız olarak, kusurlu görülen işveren, işveren vekili, iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ya da ilgili yöneticiler hakkında ceza soruşturması yürütülür. Soruşturma sonunda yeterli şüphe varsa kamu davası açılır.

Ceza davasının görüleceği mahkeme, sonucun ağırlığına göre değişir. Yaralanmalı iş kazalarında dava genellikle Asliye Ceza Mahkemesi'nde, ölümle sonuçlanan kazalarda ise çoğunlukla Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülür. Ceza yargılamasında da kusurun tespiti için iş güvenliği uzmanı bilirkişi incelemesi yapılır; bu incelemede kimin, hangi önlemi almadığı ve sonuca hangi oranda katkıda bulunduğu değerlendirilir. Birden fazla kişinin taksiri bir araya gelerek sonucu doğurmuşsa, her birinin sorumluluğu ayrı ayrı belirlenir.

Ceza davası ile tazminat davası birbirini etkileyebilir. Ceza mahkemesinin maddi olguya ilişkin kesinleşmiş tespitleri, tazminat davasında hukuk hâkimini bağlayabilir; bu nedenle iki dosyanın koordineli yürütülmesi önem taşır. Ayrıca kazanın suç oluşturması, tazminat talebi bakımından daha uzun ceza zamanaşımının uygulanabilmesine imkân tanır; bu da süre yönünden işçi ve yakınları lehine bir avantaj sağlar. Mağdur veya yakınları, ceza davasına katılan (müdahil) sıfatıyla dâhil olarak süreci daha etkin takip edebilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme (İş Mahkemesi)

İş kazası davalarında görevli mahkeme, dava türüne ve tarafların sıfatına göre belirlenir:

Dava / Uyuşmazlık TürüGörevli Mahkeme
İşçinin işverene karşı maddi/manevi tazminat davasıİş Mahkemesi
Ölümde yakınların destekten yoksun kalma davasıİş Mahkemesi
SGK'nın işverene açtığı rücu davasıİş Mahkemesi
İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde iş davalarıAsliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi sıfatıyla)
Taksirle yaralama (ceza)Asliye Ceza Mahkemesi
Taksirle öldürme (ceza)Ağır Ceza Mahkemesi
Yer bakımından yetki — Ilgın

Tazminat davalarında kural olarak davalı işverenin yerleşim yeri mahkemesi ile işin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir; işveren birden fazla ise içlerinden birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkili olur. Ilgın'da meydana gelen ya da işin bu bölgede yürütüldüğü bir iş kazasında, Konya Adliyesi yargı çevresindeki ilgili İş Mahkemesi çoğu zaman yetkili olur. Yetki sözleşmesiyle bu yetki işçi aleyhine değiştirilemez.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkindir ve mahkemece kendiliğinden dikkate alınır; iş kazası tazminatı davasının yanlışlıkla görevli olmayan bir mahkemede açılması görevsizlik kararıyla sonuçlanır ve dosya yetkili İş Mahkemesi'ne gönderilir. Bu da süre ve masraf kaybına yol açar. Ayrıca iş davalarında bazı işçilik alacakları için dava açılmadan önce arabuluculuk şart olsa da, iş kazasından doğan maddi/manevi tazminat talepleri kural olarak zorunlu arabuluculuk kapsamı dışındadır; bu ayrımın doğru yapılması gereksiz usul işlemlerini ve hak kaybını önler.

Ilgın'da İş Kazası Davası Nasıl Açılır ve Süreç Nasıl İşler?

İş kazası davası, dosyanın niteliğine göre değişse de genel olarak belirli aşamalardan geçer. Sürecin baştan doğru kurgulanması; hakkın tam olarak talep edilmesini, zamanaşımı riskinin yönetilmesini ve teknik hesabın sağlıklı yürütülmesini sağlar. Ilgın'da açılacak bir davada tipik akış şöyledir:

1
Delil ve zarar tespiti

İş kazası tutanağı, SGK ve iş müfettişi raporları, tanık beyanları, işyeri kayıtları, kamera görüntüleri ve sağlık raporları toplanır; gerekirse delil tespiti yaptırılır.

2
Maluliyet ve SGK durumu

Sürekli iş göremezlik oranı için sağlık kurulu raporu ve SGK'nın bağladığı gelir bilgisi temin edilir; denkleştirmeye esas veriler hazırlanır.

3
Dava dilekçesi ve harç

Görevli İş Mahkemesi'nde dava açılır; maddi ve manevi talepler ayrıştırılır. Belirsiz alacak davası tercih edilerek harç yükü ve ıslah ihtiyacı yönetilebilir.

4
Bilirkişi ve tahkikat

İş güvenliği uzmanınca kusur, hekimce maluliyet, aktüerce tazminat hesabı yapılır; tanıklar dinlenir, raporlara itiraz edilir, varsa ceza dosyası getirtilir.

5
Karar

Mahkeme, kusur oranı ve gerçek zarar üzerinden SGK denkleştirmesini de yaparak maddi ve/veya manevi tazminata hükmeder ya da talebi reddeder.

6
İstinaf / temyiz ve icra

Karara karşı Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf, koşulları varsa Yargıtay'da temyiz yoluna gidilir; kesinleşen alacak icra yoluyla tahsil edilir.

Sürecin uzunluğu; bilirkişi incelemelerinin sayısı, maluliyet raporlarına yapılan itirazlar, ceza dosyasının bekletilmesi ve kanun yolu aşamalarına göre değişir. İş kazası davalarında çoğu zaman birden fazla bilirkişi raporu alınır; ilk rapordaki kusur veya hesap hatalarına yönelik isabetli itirazlar, tazminatın gerçek zararı yansıtmasını sağlar. Talep edilen tutar bilirkişi hesabıyla netleştikçe, belirsiz alacak veya ıslah yöntemiyle artırılabilir. Bu usuli tercihlerin doğru kullanılması, hem harç yükünü hem de hak kaybı riskini yönetmenin temel araçlarındandır.

Bilirkişi İncelemesi ve İspat

İş kazası davaları, teknik bilirkişi incelemelerinin sonucu doğrudan belirlediği dava türlerinin başında gelir. Tipik bir dosyada en az üç farklı uzmanlık alanından bilirkişi görüşüne başvurulur: kusur dağılımını belirleyen iş güvenliği uzmanı, maluliyet oranını saptayan hekim veya sağlık kurulu, ve tazminat tutarını hesaplayan aktüer. Bu üç unsur bir zincirin halkaları gibidir; birindeki hata, sonucun tümünü etkiler. Bu nedenle raporların ayrı ayrı ve bütün olarak denetlenmesi büyük önem taşır.

İş güvenliği bilirkişisi, kazanın nasıl meydana geldiğini teknik olarak inceler ve alınmayan önlemleri tespit eder. Bu inceleme, işverenin risk değerlendirmesi yapıp yapmadığı, işçiye eğitim verip vermediği, uygun koruyucu ekipmanı sağlayıp denetlediği gibi somut unsurlar üzerinden yürür. Rapor, taraflara yüzdesel kusur oranı önerir. Bu oran, hem tazminat davasında ödenecek miktarı hem de SGK'nın rücu alacağını hem de ceza davasındaki sorumluluğu etkilediğinden, dosyanın en kritik belgesidir.

Maluliyet raporunun ve aktüeryal hesabın denetimi de aynı ölçüde önemlidir. Sağlık kurulu raporundaki maluliyet oranının güncel mevzuata uygun cetvellere göre belirlenip belirlenmediği, aktüeryal hesabın güncel ve teknik esaslara uygun yöntemle yapılıp yapılmadığı incelenmelidir. Hatalı yöntemle kurulan hesaplar kanun yolu denetiminde bozma sebebi olabilir. İspat yükü bakımından, kazanın ve zararın varlığını işçi, gerekli önlemleri aldığını ise işveren ispatlamakla yükümlüdür; bu dağılım, işçi lehine önemli bir güvence sağlar.

İş Kazası Davasında Zamanaşımı

Süreler hak kaybına yol açabilir

Zamanaşımı süresi dolduktan sonra açılan davada işveren bu def'iyi ileri sürerse talep reddedilebilir. İş kazasının aynı zamanda suç oluşturması hâlinde daha uzun ceza zamanaşımının uygulanabileceği unutulmamalı; yine de sürecin erken başlatılması esastır.

DurumZamanaşımı (Kural)
İş kazası tazminatı — öğrenmeye bağlıZararı ve sorumluyu öğrenmeden itibaren 2 yıl
İş kazası tazminatı — mutlak süreOlaydan itibaren 10 yıl
Kaza aynı zamanda suç ise (taksirle yaralama/öldürme)Ceza kanunundaki daha uzun dava zamanaşımı uygulanabilir
Meslek hastalığıHastalığın ve iş bağlantısının kesin öğrenilmesinden itibaren işler

Zamanaşımı süresinin başlangıcı, işçinin hem zararını hem de sorumluyu öğrendiği andır; kalıcı maluliyetin kesinleşmesi zaman aldığından, sürenin ne zaman işlemeye başladığı çoğu zaman tartışma konusu olur. Süre; dava açılması, icra takibi veya borcun ikrarı gibi işlemlerle kesilir ve yeniden işlemeye başlar. İş kazalarının önemli bir bölümü taksirli suç oluşturduğundan, ceza zamanaşımının daha uzun olması işçi ve yakınları lehine kritik bir imkândır; bu sayede haksız fiil süresi geçmiş görünen dosyalarda dahi talep hâlâ mümkün olabilir. Bu tekniklerin doğru kullanılması, zaman kaybı nedeniyle hakkın yitirilmesini önler.

İş Kazası Davası İçin Gerekli Belgeler

İş kazası davasının başarısı, büyük ölçüde kazanın, işverenin sorumluluğunun ve zararın belgelerle ortaya konmasına bağlıdır. Dosyanın niteliğine göre değişmekle birlikte, uygulamada sık istenen belgeler şunlardır:

  • Olay belgeleri: İş kazası tutanağı, SGK kaza bildirimi, iş müfettişi/kolluk raporları, olay yeri fotoğrafları ve kamera görüntüleri.
  • Sağlık belgeleri: Hastane ve tedavi kayıtları, epikriz, ameliyat raporları ve sürekli iş göremezlik oranını gösteren sağlık kurulu raporu.
  • SGK belgeleri: Hizmet dökümü, bağlanan gelir/ödenek kararları, kaza soruşturma dosyası.
  • Gelir ve çalışma belgeleri: Maaş bordroları, iş sözleşmesi, fiili ücreti gösteren belgeler ve tanık bilgileri.
  • İş güvenliği kayıtları: Risk değerlendirmesi, iş güvenliği eğitim belgeleri, ekipman zimmet kayıtları (kusur değerlendirmesi için).

Belgelerin kaza sonrası hızla toplanması, zamanla ulaşılmaz hâle gelebilecek delillerin (kamera kaydı, tanık bilgisi, işyeri kayıtları) kaybını önler. Özellikle işverenin elinde bulunan iş güvenliği kayıtlarının dava yoluyla dosyaya getirtilmesi, kusur tespitinde belirleyici olabilir. Eksik belge, davanın uzamasına veya talebin bir kısmının ispatlanamamasına yol açabilir; bu nedenle dava öncesi delil durumunun bir avukatla gözden geçirilmesi önerilir. Ceza dosyası açılmışsa, oradaki bilirkişi raporları ve keşif tutanakları da tazminat dosyasına önemli katkı sağlar.

Dava Masrafları, Harç ve Adli Yardım

İş kazası tazminat davası açarken tarafın karşılaşacağı temel mali yükler; başvurma harcı, nispi karar ve ilam harcı ile gider avansıdır. Nispi harç, talep edilen tazminat tutarı üzerinden hesaplandığından, yüksek tutarlı taleplerde harç yükü de artar. Bu yükü yönetmenin en yaygın yolu, tazminatın miktarını başlangıçta tam olarak belirlemenin mümkün olmadığı hâllerde belirsiz alacak davası açmaktır; böylece dava, sembolik bir tutar üzerinden açılıp bilirkişi hesabıyla netleşen miktara göre harç tamamlanabilir.

Gider avansı ise bilirkişi ücretleri, tanık giderleri, tebligat ve keşif masrafları gibi yargılama giderlerini karşılamak üzere yatırılır. İş kazası davalarında birden çok bilirkişi incelemesi yapıldığından, gider avansının yeterli tutulması sürecin aksamadan ilerlemesi için önemlidir. Dava sonunda haklı çıkan taraf lehine, karşı tarafın yaptığı yargılama giderleri ve vekâlet ücreti de hükmedilir; bu nedenle davanın kazanılması hâlinde masrafların önemli bir kısmının karşı taraftan tahsili mümkündür.

Maddi durumu dava masraflarını karşılamaya yetmeyen işçi veya yakınları adli yardım talebinde bulunabilir. Adli yardım kabul edilirse, kişi harç ve gider avansından geçici olarak muaf tutulur; bu, ekonomik güçlüğün hak aramaya engel olmasını önleyen önemli bir imkândır. Ayrıca avukatlık ücretinin nasıl belirleneceği (maktu veya nispi, dava sonucuna bağlı) vekâlet öncesinde yazılı olarak netleştirilmelidir; ücret ve masraf konusundaki şeffaflık, taraf ile avukat arasındaki güven ilişkisinin temelidir.

Ilgın'da İş Kazası Avukatı Seçerken

İş kazası davaları, hukuki bilginin yanında maluliyet, iş güvenliği kusuru, SGK denkleştirmesi, cezai sorumluluk ve aktüeryal hesap gibi teknik konulara da hâkimiyet gerektiren, çok katmanlı dosyalardır. Doğru avukat seçimi; talebin eksiksiz kurulması, bilirkişi raporlarının etkin denetlenmesi ve sürecin hak kaybı olmadan yürütülmesi bakımından belirleyicidir. Değerlendirmede öne çıkan ölçütler ve ilk görüşmede yöneltebileceğiniz sorular aşağıda özetlenmiştir:

  • Alan deneyimi: İş kazası ve meslek hastalığı dosyalarında; kusur, maluliyet ve SGK denkleştirmesine hâkimiyet.
  • Teknik değerlendirme: İş güvenliği ve aktüerya bilirkişi raporlarını okuyup denetleyebilme, isabetli itiraz hazırlayabilme.
  • Ceza-tazminat koordinasyonu: Ceza dosyası ile tazminat dosyasını birlikte ve tutarlı yürütebilme.
  • Yerel yargı bilgisi: Konya Adliyesi ve bölgedeki İş Mahkemelerinin uygulamalarına aşinalık.
  • Şeffaf bilgilendirme: Olası sonuçlar, süreç, SGK ilişkisi ve ücret/harç konusunda vekâlet öncesi açık iletişim.

İlk görüşmede avukata sorabileceğiniz sorular

  • Olayım iş kazası sayılır mı; ayrıca bir tespit davası gerekir mi?
  • Talebimde hangi maddi ve manevi tazminat kalemleri yer alabilir?
  • SGK'dan gelir bağlandıysa işverenden ne kadar bakiye tazminat isteyebilirim?
  • Olay ceza davası doğurur mu; müdahil olmalı mıyım?
  • Zamanaşımı açısından durumum nedir; süre kaçmış mı?
  • Bilirkişi süreci, davanın muhtemel süresi ve harç/masraf yükü ne olur?

İş Kazası Davasında Sık Yapılan Hatalar

İş kazası davalarında hak kaybının çoğu, sürecin ilk aşamalarındaki eksikliklerden kaynaklanır. En sık karşılaşılan hatalardan biri, delillerin zamanında toplanmamasıdır. Kaza sonrası hızla silinebilen kamera kayıtları, unutulan tanık ifadeleri veya kaybolan işyeri belgeleri, sonradan telafisi güç ispat sorunları doğurur. Bir diğer yaygın hata, SGK'dan gelir bağlandığı için işverene ayrıca dava açılamayacağının sanılmasıdır; oysa denkleştirme sonrası kalan gerçek zarar için işverene karşı bakiye tazminat davası açmak mümkündür.

Talep kalemlerinin eksik veya yanlış kurulması da sık görülen bir sorundur. Manevi tazminatın maddi tazminattan ayrı bir kalem olarak açıkça istenmemesi, ölümlü kazalarda destekten yoksun kalma tazminatının bazı hak sahipleri adına talep edilmemesi ya da harçtan çekinilerek talebin gerçek zararın altında tutulması, işçi ve yakınları aleyhine sonuç doğurur. Belirsiz alacak davası ve ıslah gibi usuli imkânların doğru kullanılmaması, bu tür hataları büyütür.

Zamanaşımı ve görev-yetki konusundaki yanlış değerlendirmeler de davayı doğrudan riske atar. Haksız fiil zamanaşımı geçmiş görünen bir dosyada, kazanın suç oluşturması nedeniyle daha uzun ceza zamanaşımının uygulanabileceğinin gözden kaçırılması, hakkın kaybedildiği yanılgısına yol açabilir. Aynı şekilde, davanın görevsiz veya yetkisiz mahkemede açılması gereksiz süre ve masraf kaybına neden olur. Bu hataların önlenmesi, dosyanın baştan uzman bir bakışla değerlendirilmesiyle mümkündür.

İlgili Mevzuat

  • İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (6331)
    İşverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri, risk değerlendirmesi ve önlem alma borcu
  • İş Kanunu (4857)
    İşverenin işçiyi gözetme borcu ve iş ilişkisinin temel çerçevesi
  • Sosyal Sigortalar ve GSS Kanunu (5510)
    İş kazası ve meslek hastalığı tanımı, SGK yardımları, gelir bağlama ve rücu-denkleştirme ilişkisi
  • Türk Borçlar Kanunu (6098)
    Maddi/manevi tazminat, destekten yoksun kalma ve sorumluluğun genel esasları
  • Türk Ceza Kanunu (5237)
    Taksirle yaralama ve taksirle öldürme suçları ile cezai sorumluluğun esasları
  • İş Mahkemeleri Kanunu (7036) ve HMK (6100)
    Görev-yetki, arabuluculuk kapsamı, ispat, belirsiz alacak ve dava usulü

Emsal İçtihat Yaklaşımları

İlke · İşverenin gözetim yükümlülüğü

İşverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almadaki yükümlülüğünün geniş ve ağır olduğu; alınmayan her önlemin kusur değerlendirmesinde işveren aleyhine dikkate alınması gerektiği yönündeki yerleşik yaklaşım.

İlke · SGK denkleştirmesi

İşverenden istenecek maddi tazminatın, SGK'nın bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değeri düşülerek belirlenmesi; mükerrer ödemeyi önlemek için bu mahsubun mutlaka yapılması gerektiği değerlendirmesi.

İlke · Aktüeryal hesap ve maluliyet

İş göremezlik tazminatının, güncel ve teknik esaslara uygun aktüeryal yöntemle ve yetkili sağlık kurulunca belirlenen maluliyet oranı üzerinden hesaplanması; hatalı yöntemle kurulan hükümlerin denetime tabi olması.

İlke · Ceza ve hukuk davası ilişkisi

Ceza mahkemesinin maddi olguya ilişkin kesinleşmiş tespitlerinin hukuk hâkimini bağlayabileceği; iş kazasının taksirli suç oluşturduğu hâllerde ceza zamanaşımının tazminat talebine de uygulanabileceği yaklaşımı.

Sıkça Sorulan Sorular

Ilgın'da iş kazası davası hangi mahkemede açılır?

İş kazası nedeniyle işçinin ya da ölüm hâlinde yakınlarının işverene karşı açtığı maddi ve manevi tazminat davaları görev bakımından İş Mahkemesi'nde görülür; İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde bu davalara İş Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi bakar. Kazanın taksirle yaralama veya öldürme suçu oluşturduğu durumlarda ayrıca ceza davası Asliye Ceza ya da Ağır Ceza Mahkemesi'nde yürür; tazminat ve ceza davaları farklı mahkemelerde ilerler. Yer bakımından kural olarak davalı işverenin yerleşim yeri ya da işin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir. Ilgın'da meydana gelen bir iş kazasından doğan tazminat dosyası, bu kurallar çerçevesinde Konya Adliyesi yargı çevresindeki ilgili İş Mahkemesi'nde ele alınır.

İş kazası davasında işçi hangi tazminatları isteyebilir?

Bedensel zarara uğrayan işçi, işverenin kusuru oranında hem maddi hem manevi tazminat talep edebilir. Maddi tazminat kapsamında geçici iş göremezlik döneminde uğranılan kazanç kaybı, kalıcı maluliyette sürekli iş göremezlik nedeniyle oluşan gelir kaybı, tedavi ve bakım giderleri ile bakıcı gideri yer alır. Manevi tazminat ise yaşanan acı, elem ve bedensel bütünlüğün ihlaline karşılık istenir. Ölümlü kazalarda geride kalan eş, çocuk ve bakılan yakınlar destekten yoksun kalma tazminatı ile manevi tazminat isteyebilir. Talep kalemlerinin dilekçede doğru ayrıştırılması, hem harç hesabı hem de ispat açısından belirleyicidir; eksik talep sonradan hak kaybına yol açabilir.

İş kazası tazminatı nasıl hesaplanır, sabit bir tutar var mı?

Sabit bir tutar yoktur; tazminat, işçinin geliri, yaşı, muhtemel çalışma ve yaşam süresi, maluliyet (sürekli iş göremezlik) oranı ile işverenin kusur oranı üzerinden aktüeryal (matematiksel) yöntemle hesaplanır. Önce işçinin gerçek zararı belirlenir, ardından işverenin kusuru oranı uygulanır; işçinin de kusuru varsa müterafik kusur indirimi yapılır. Son aşamada, aynı zarar için SGK tarafından bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri denkleştirme kuralları çerçevesinde tazminattan düşülür. Bu nedenle aynı maluliyet oranına sahip iki işçinin tazminatı, gelir ve kusur farkına göre değişir. Hesabın bilirkişiyle sağlıklı kurulması ve rapora yönelik itirazların isabetli hazırlanması sonucu doğrudan etkiler.

İş kazası aynı zamanda suç mudur, ceza davası açılır mı?

İş kazaları çoğu zaman ceza hukuku bakımından taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçunu oluşturur. Bu durumda tazminat davasından bağımsız olarak, kusurlu işveren, işveren vekili, iş güvenliği uzmanı ya da ilgili yöneticiler hakkında ceza soruşturması yürütülür ve gerektiğinde kamu davası açılır. Yaralamalı olaylarda dava Asliye Ceza Mahkemesi'nde, ölümlü olaylarda çoğunlukla Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülür. Ceza davasındaki kusur ve maddi olgu tespitleri, tazminat davasını da etkileyebilir. Ayrıca kaza suç oluşturduğunda, ceza kanunundaki daha uzun dava zamanaşımı süresinin tazminat talebi bakımından da uygulanabilmesi işçi ve yakınları lehine önemli bir imkândır.

SGK'dan gelir bağlandıysa yine de işverene dava açabilir miyim?

Evet. SGK tarafından işçiye bağlanan sürekli iş göremezlik geliri veya yakınlara bağlanan ölüm geliri, işçinin işverene karşı sahip olduğu tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. SGK, bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değerini işverenin kusuru oranında kendisine rücu eder; işçi ise gerçek zararı ile SGK'nın karşıladığı kısım arasındaki farkı, yani karşılanmayan zararını işverenden isteyebilir. Uygulamada 'bakiye tazminat davası' olarak adlandırılan bu dava çok yaygındır. SGK ödemeleri ile işveren tazminatının doğru mahsuplaşması, hem mükerrer ödemeyi önler hem de işçinin eksik kalan zararının tahsilini sağlar; denkleştirme kaleminin bilirkişi raporunda doğru yansıtılması kritiktir.

İş kazası tazminat davasında zamanaşımı ne kadardır?

İş kazası ve meslek hastalığından doğan tazminat talepleri uygulamada haksız fiile ilişkin sürelere tabidir; kural olarak zararı ve sorumluyu öğrenmeden itibaren iki yıllık, her hâlde olaydan itibaren on yıllık süre söz konusudur. Meslek hastalıklarında sürenin başlangıcı, hastalığın ve iş ile bağlantısının kesin olarak öğrenildiği tarihe göre belirlenir. İş kazası aynı zamanda bir suç (taksirle yaralama/öldürme) oluşturduğunda, ceza kanunundaki daha uzun dava zamanaşımı süresi tazminat talebi bakımından da uygulanabilir; bu, süre kaçmış görünen dosyalarda işçi lehine sonuç doğurabilir. Süre; dava açılması, icra takibi veya borcun ikrarı gibi işlemlerle kesilir. Erken hukuki değerlendirme, zamanaşımı riskinin yönetilmesi için önemlidir.

İşverenin kusuru yoksa yine de tazminat alınır mı?

İşverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğü çok geniş ve ağır olduğundan, kazalarda çoğu zaman en azından bir ölçüde kusuru bulunur; ancak kusurun tümüyle işçide veya üçüncü kişide olduğu ya da mücbir sebepten kaynaklandığı ispatlanırsa işverenin sorumluluğu azalır veya ortadan kalkabilir. İşverenin kusursuz sayıldığı hâllerde maddi tazminat talebi güçleşir. Buna karşılık işverenin, riski önceden görüp gerekli tüm önlemleri aldığını somut biçimde ispatlaması gerekir; soyut savunma yeterli olmaz. Kusur dağılımı genellikle iş güvenliği uzmanı bilirkişi incelemesiyle belirlendiğinden, bu raporun denetimi davanın seyri açısından belirleyicidir.

Ölümlü iş kazasında yakınlar hangi hakları talep edebilir?

İşçinin iş kazasında hayatını kaybetmesi hâlinde, ölenin desteğinden yararlanan yakınları destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilir. Bu hak yalnızca yasal mirasçılarla sınırlı değildir; ölenin fiilen ve düzenli olarak baktığı eş, çocuklar, anne-baba ve somut olaya göre diğer bakılan kişiler de talepte bulunabilir. Tazminat, ölenin geliri, muhtemel yaşam süresi ve destek görenlerin bakım ihtiyacı üzerinden aktüeryal yöntemle hesaplanır; SGK'nın bağladığı ölüm geliri denkleştirme kurallarına göre mahsup edilir. Yakınlar ayrıca yaşadıkları derin acı için manevi tazminat da talep edebilir. Bu davalar da İş Mahkemesi'nde görülür ve genellikle kusurun tespiti için ceza dosyasıyla birlikte değerlendirilir.

İş kazası davası ne kadar sürer ve hangi belgeler gerekir?

Kesin bir süre vermek mümkün değildir; kusur, maluliyet ve aktüeryal hesap için yapılan bilirkişi incelemelerinin sayısı, tanık durumu, ceza dosyasının beklenmesi ve istinaf/temyiz aşamaları toplam süreyi belirler. Dava açılırken kural olarak nispi harç ve gider avansı yatırılır; maddi durumu yetersiz olan adli yardım talebinde bulunabilir. Sık istenen belgeler: iş kazası tutanağı, SGK ve iş müfettişi raporları, hastane ve tedavi kayıtları, sürekli iş göremezlik oranını gösteren sağlık kurulu raporu, hizmet dökümü ve gelir belgeleri ile iş güvenliği kayıtlarıdır. Belgelerin kaza sonrası hızla toplanması, zamanla ulaşılmaz hâle gelebilecek delillerin güvence altına alınmasını sağlar.

İş kazası bildirimi yapılmazsa tazminat hakkı düşer mi?

İşveren, iş kazasını kolluğa derhâl ve SGK'ya kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirmekle yükümlüdür; bu bildirimin yapılmaması işçinin tazminat hakkını ortadan kaldırmaz, ancak işveren için idari para cezası ve SGK'nın yaptığı harcamaları rücu etmesi gibi sonuçlar doğurur. İşçi, bildirim yapılmamış olsa dahi kazanın iş kazası olduğunu her türlü delille ispatlayabilir; gerektiğinde önce kazanın iş kazası olarak tespiti için dava açılabilir. Bu nedenle bildirim eksikliği işçiye değil, yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverene zarar verir. Yine de sürecin doğru yürütülmesi ve delillerin korunması için erken hukuki destek önerilir.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hukuki kaynaklara dayanılarak derlenmiştir; hukuki danışmanlık niteliği taşımaz ve somut olayın özelliklerine göre sonuç değişebilir. Bağlayıcı değerlendirme için bir avukata başvurunuz.

İlgili Aramalar